24 Ekim 2020 Cumartesi
BİRKAÇ KONUDA SORUMLU VE SORUMSUZLUK ÖRNEĞİ -1

BİRKAÇ KONUDA SORUMLU VE SORUMSUZLUK ÖRNEĞİ -1

         Duyarlı okurlarım arıyor, uzun uzadıya anlatıyorlar ve yazmamı istiyorlar; gördükleri çarpıklıkları ve şahit oldukları sorumsuzluk örneklerini...

         Yazmamak olmaz! Çünkü bu köşe, onların dili, kulağı, gözü, sorumluluk ve özgürlük alanları...

         Saklıları, gizlileri yok; adımı, sanımı yazabilirsin diyen de oluyor, sen bilirsin diyen de...

         Çünkü kişilere, yetki ve makam sahiplerine yönelik hak ihlâli yapmıyorlar ve hakaret içeren ifadeler, küfürler kullanmıyorlar; kin ve husumet gütmüyorlar; yalan, yanlış beyanlarda ve sataşmalarda bulunmuyorlar... İftirada bulunmuyorlar; yüzlerine kara çalmıyorlar ve özellikle de arkalarından konuşmuyorlar! Partizanca tavırlar takınmıyorlar... Odur ki, duyarlı bir vatandaş olarak gördükleri ve tespit ettikleri eksiklik, noksanlık, çarpıklık ve yanlışlıkları, sorumsuzlukları anlatıp, bu köşe aracılığıyla görüşlerini duyurmak, sorumluları uyarmak ve kamunun bilgisine sunmak istiyorlar.

        Tek sitemleri bana; o da ilimizin, ilçelerimizin ve de genelde ülkemizin sorunlarına sıkça değinmediğim için.

         Okurlarımı takdir etmemek mümkün değil!

         -Son bir hafta içinde ilk arayan okurdan başlayalım hem de en ciddisinden…

           Sorun 1- Güncelimiz ve önceliğimiz:

           -Canını hiçe sayan ve hususta da ciddiyetten bihaber olan gençlerin -kızlı oğlanlı, okuyan ya da çalışanların- çoktan da çoğu kaldırımlarda ve de işyerlerinin önlerinde, kaldırımlardan taşarcasına taarruza geçmiş virüs askerleri gibi; ne sosyal mesafe kurallarına uyuyorlar ne de maskelerini -ağızlarını ve burunlarını gizleyecek şekilde- takmıyorlar. Gençler (kızlı oğlanlı) maskeyi çene altlarına, ya kol bileklerine ya pazılarına ve yahutta -gözlük gibi- gömleklerinin ve bluzlarının üst düğmesine takıyorlar; kime ne faydası varsa! Birçok genç ve orta yaşlı insanlarımız ise polisi görünce ceplerinden çıkarıp takıyorlar; polisten on adım sonra maskeler yine ceplere konuluyor… Sanki bunların korona virüsüne ve onun azgın türü Covid -19’a bağışıklıkları veya dokunulmazlıkları varmış gibi yüksek sesle, nara atıyorlarmış gibi karşıdan gelen herkesi tedirgin ediyorlar… Topluca –şakalaşıyorlarmış gibi- gülüp şakımalarından, ağızlarından çıkan damlacıkları ve hatta salyaları makineli tüfekten çıkan kurşun taneleri gibi peşi peşine sıkıyorlar ve hatta yanlarından geçenlerin gözlerinin içine bakarak -fütursuzca- aksırıp, öksürüyorlar… Tabi bu tür saygı kurallarından uzak tavır ve eylemleri ziyadesi ile sırıtarak uygulayan görgüsüzler, karşıdan gelen o (yaşlı ve genç) insanları -olabildiğice- tedirgin ediyorlar; ‘acaba bunlar bana virüs mü bulaştırdılar!’ diye tedirgin oluyorlar.

           Korona virüse karşı maske kullanımı, konulan mesafe uzaklığına ve de özelliklede el temizliğini önemseyen en titiz grup 65 yaş üstü insanlarımızdır; kim ne derse desin! Ve üstelik de 65 yaşı ve üstü insanlarımızın çoktan da çoğu, genç ve orta yaş grubuna göre çok daha duyarlıdırlar. Tecrübe deneyimleri ile de sosyal ve kültürel yapımızın mihenk taşlarıdırlar… Ve de ‘benim’ diyen günümüz gençlerinden bin kat daha düşünceli ve saygılıdırlar; kollama ve gözetme hususlarında… Ama ne oluyor; -yasaklar ve engeller hususunda- kabak onların başında patlıyor; müsebbip onlarmış gibi! Şu asla unutulmasın ki, virüs yaşa başa bakmaz! Virüs çocuk, genç, yaşlı ayırımı yapmaz.

           Bu doğru tespitler göz önüne alınınca; maskeyi yük gören, standartlara uygun bi şekilde takmayan ise benim ve kamunun nazarımda Covid-19 virüsüdür.

           Şunu unutmayınız ki virüs ne genç dinler, ne yaşlı…

           O virüs ki sağlıklı maskeyi delemez…

          O virüs ki sosyal mesafe sınırının içine giremez…

           O virüs ki eli yüzü, üstü başı temiz (sabunlu ve dezenfektanlı) insana bulaşamaz…

           Ve bir Örnek!

           Kaldırımda, karşımdan gelen orta yaşlı, 35, 40 yaşlarındaki başı önünde yürüyordu, mendil maskeli kişiyi bir buçuk metre aralıkta -el işaretimle- durduruyorum. Virüsten korunma maskesi yoktu ama kovboy filmlerindeki banka ya da posta arabası soyguncusu gibi beyaz mendili ile ağzını ve burnunu kapatmıştı. “Niçin sağlıklı ve gerçek bir maske takmıyorsun? Maske, virüsün baş ilacı (önlemi)!” diyorum. O, saygılı bir şekilde yüzüme bir anlık bakarak;

           “Ben, son üç aydır işsizim. Kapatılan işyerimden son beş aydır (resmi olarak) alacaklarımı alamıyorum. Benim gibi otuz üç kişi daha var. Başka bir gelir kapım yok. Karım ev kadını. Yarın biri ilk okula, biri de liseye gidecek ama nasıl gidecekler karımda, ben de bilmiyoruz. Son üç aydan bu yana aile büyüklerimizin eline bakıyoruz… Ki onlarında gelir giderleri ancak kendilerine yetiyor ama boğazlarından kısıp bizi namerde muhtaç etmiyorlar; kötü yollara düşmeyelim, diye! Günde en az iki kez çalıştığım işyerinin önünde, diğer arkadaşlarla patronu ve üst düzey çalışanları bekliyoruz; hakkımız olanı sadaka gibi dilenip onu bile alamıyoruz. Aile büyüklerimizde (çalışan ya da emekli olanlardan) arkalanıyoruz. Karımla ben maske yerine mendil kullanıyoruz; ağzımıza burnumuza virüs bulaşmasın diye! Ama iki çocuğumuza gerçek maske taktırıyoruz. Dördümüz birden maske taksak bir aylık maske tutarımız 120 lira… Yani bir aylık ekmek paramızın yarısı… Maskem yok, ama inanın ki mesafemi koruyorum. Karşımdan gelenlerin yüzüne bile bakmıyorum; maskesiz olanlardan da kaçıp, yönümü değiştiriyorum; kaldırımdan aşağı inip trafikte yürüyorum.

           Gözlerim yaşardı mı, yaşardı?

           Size elli adetlik iki kutu maske parası versem alır mısınız? Yoksa bu parayı -acil- bir ihtiyacınız için mi, kullanırsınız; deyince:

           “Beş aydan bu yana bırakınız koyun ve dana eti yemeyi, tavuk eti bile yiyemedi çocuklarım” derken mendilli maskesi gözlerinden akan yaşla ıslandı.

29.09.2020 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

DOĞAMIZIN KORUNMASINA DAİR…

KİMSE YOĞURDUM EKŞİ DEMEZ…

TERİMLER, KAVRAMLAR VE ATASÖZLERİMİZ

BİZE ÖZGÜ TARTIŞMA SEVİYESİ

DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR!

DEMEK MÜSEBBİMİZ ATATÜRK DEVRİMLERİ TRAVMASIYMIŞ

BİRAZ SERİNLEMEK İSTER MİSİNİZ?

DİKENLİ DİKENSİ BİR GÜLDESTE

GAZİANTEP ile NİZİP Olarak: NE VERİYORUZ, NE ALIYORUZ?