19 Nisan 2021 Pazartesi
BİRLİK DİRLİKTEN GELİR…

BİRLİK DİRLİKTEN GELİR…

        Birliğin içinde “Ben, Sen, O ile Biz, Siz, Onlar” vardır…

            Dirliğin içinde de “bet bereket vardır”, “huzur vardır”, “hak hukuk ”, adil paylaşım vardır”…

            Birliğin ve dirliğin içinde karşılıksız, minnetsiz ricasız destek vardır, el birliği ile dayanışma vardır, sevgi saygı vardır, hürmet vardır; büyüğün büyüklüğünü, küçüğün de küçüklüğünü bilmesi vardır…

            Egosuz ben vardır, benlik ile bizlik; sen vardır senlik ile sizlik, o vardır onluk ile onsuzluk vardır…

            Dirliğin içinde de geniş açılımlı sistematik bir düzen vardır… Örfler, ananeler, gelenekler, inançlar, haklar ve hukuklar ve de analı / babalı yasalar vardır… Bilgi görgü ve eğitim vardır… Duygunun ve düşüncenin -gensel manada- sistematik düzeni ve tertibi vardır… Teamüller vardır… Anlam yüklü yaşamsal amaçlar vardır… Toplumsal manada yardımlaşma / dayanışma ile elbirliği vardır… Çoktan da çok köklü birlikteliklerin tarihi vardır… Üretim / tüketim vardır, adil paylaşım vardır… Kollektifizm ve imalat vardır… Huzur vardır, kollama gözetme sahiplenme, arkalanma vardır; tasada kıvanç da kader birliği vardır…

            Birlik dirlik denince; Bizlerin içinden “Ben”, Sizlerin içinde “Sen”, Onların içinde de “O” vardır… Bizler vardır, sizsiz ve onlarsız olmayan bir bütünlük bir birliktelik, bir arada olma/bulunma ilişkisi vardır; tariflendirilemeyecek türden bir zaman dilimi içinde…

            Biri, ben benim, “o da kim, sen de kimsin” derse senlik ile benlik çatışması başlar…

            Köklü bir geleneğin yapı taşları yerinden oynamaya başlar… Birliktelik taşları çatırdamaya başlayınca birlik de bozulur, dirlik de… Senli, benli, onlu gruplar arasında ayrılıklar ve gayrilikler başlar; bütünlük bozulur, ulusal birliktelik çatırdar ve giderek de -içsel- düşmanlıklar başlar…

            Ben, sen, o; zıtlaşır, cepheleşir, çatışma ortamları oluştururlar; dış düşmanların yapamayacakları türden -çoktan da çok- sosyoekonomik, sosyopolitik ve de sosyokültürel değerlerimiz yerle bir olur; ne dünümüz kalır, ne de birbirimize duyduğumuz saygımızla sevgimiz kalır… Önce -tek tek- insanlar sorgulanır, sonra da özellikle geri kalmış, kalkınmadan ve insan haklarından nasibini almamış yöneticiler:

            “Benden misin yoksa Ondan mısın? Sen kimdensin? Sen ya da O, benden değilseniz, benim partimin üyesi değilseniz ‘size yaşam hakkı vermem’ türünden tehditler savruluyorsa -biliniz ki- bir ülkenin tüm sathında benlik güdülmeye başlanmıştır...

            Bir ülke de işsizlik, gelir / gider dağılımındaki uçurum derinleşmişse ve insanların çoğunluğu yarınsızlık korkusu yaşıyorsa, asgari ücretliler yeterince beslenemiyorlarsa, gelirler giderleri karşılayamıyorsa ulusal birlik de dirlik de bozulur… Dayanışma ve yardımlaşma konusunda ne benlik kalır, ne senlik, ne de umut… Hukuksuzluklar başlar, çoktan da çok kişi borcunu, taksitlerini, çek ve senetlerini ödeyemez olur… Soygun artar, avantacılık yaygınlaşır, kap kaç yarışı başlar, onu da, bunu da, şunu da etkiler ve sonunda dirlik sarsılır, birlik acı reçeteler üretir…

            Hırs yüklü ve doyumsuz benlik, ne seni, ne beni ne de onu kaale alır… Varsa yoksa kendi dediği, kendi çaldığı, kendi makamı ve tarzında oynamasına -yediden yetmiş yediye- herkesi ortak etmek ister… Birlik / dirlik konusunda “yoktur biri birimizden farkımız” denilerek milyonlarca sana, bana, ona tempo tutmak mecburiyeti getirilir…

            “Benden olan ballıca, elleri kınalıca… Benden olmayanların küller başına” tehditleri mutasyona uğramış coronavirüs belası gibi dillendirilir…

           

            Bedevi çadırı düzeninin kabile reisi, ona da, buna da, şuna da muhalefet kısıtlaması getirir ve de kimi isterse çadırın dışındaki bunlu, şunlu, onlu kabile mensuplarına gözdağı vermek için onları adaletin kamçısı ile kamçılatır…            Hurmalar da, develer de, petrol de O’nundur, babasından kalmıştır…    Onun yatları vardır, katları vardır, yataklı/Amerikan barlı ve sinemalı uçakları vardır… Özel askerleri, özel güvenlik güçleri, özel ibadethaneleri, özel sarayları ve aklınıza neler gelirse; sade bir vatandaş olarak onun, şunun ve bunun asla erişemeyeceği türden dünya nimetleri ki cennet-i mekân ayakları altına serilmiştir…

            Çünkü O, hem benimdir, hem sensindir… Hepimizin adına konuşur; kanun çıkarır, vergi kor ve her fırsatta da ve özellikle de Cuma günlerinde; “benim ümmetim, benim kullarım… Yöneticilerinize (pardon, Emirlerinize, halifelerinize, krallarınıza) karşı gelmeyiniz ki -eteğine yapışıp- cennetlik olasınız” vaazları verirler…

            Haber içerikli gerek ekonomi, gerek politik, gerek kültürel manada kendi çadır devletçiklerinde olmayan türden tarımsal, zirai, sanayi, küçük ve orta ölçekli kurum ve kuruluşlar hususunda işler hiçte iyi gitmiyor olsa da… Onlu, bunlu, şunlu ağızlara -pardon, gözlere- kâh içi ve içeriği boş gazete haberleri ile ballı reklam sayfaları, camekânlı cennet mekân görüntüler hep ön plana çıkar tv ekranlarında…         Özcesi, ekonomi ve politika “yok ile çok” arasında sürekli yer değiştirir…

            “Ben” ile “Sen” ya da “O” ne tek başlarına benlik güdebilirler, ne senlik ne de onluk olumsuzluklar yaratabilir…

            Sen de, ben de, o da; tek bir ağız, tek bir göz, tek bir kulak olmuşlardır… Saltanat erki sana nasıl bir birliği ve dirliği müstahak görmüşse, uyacaksın; uyumsuzluğu unutacaksın…

            Artık ne sen o’sundur, ne O sensindir ya da “sahi, düne kadar ben kimdim, kimlerleydim? Olumlu, olumsuz manada neler yapıp çatıyordum, yaşamsal amacım nelerdi, nelerin değişimlerinde ben; ben olmaktan çıktım” sorusunu dahi sormaktan korkar olursun…

            “Ben’in bencilliği tektir ve bencillik üstüdür… Senden de ondan da nefret eder, küçük görür, seni de onu da her hususta kifayetsiz bulur…

            Taaa ki, demokratik ve laik, sosyal hukuk devletinde anayasal cumhuriyet ile payelenince Senli Benli Onlu bedevi çadırı düzeninden kurtulursa insanlar arasında birlik ile dirlik anlam kazanır…

            Çoktan da çok, birçok dönemler de her fırsatta senlik benlik güdülür; onlar bunlar hatırlanır ama şunlar bunlar kâh unutulur, kâh görmezden gelinir; insanlığa katkı konusunda…

            Bizim gibi -gerçekten- demokratik ve özgür bir ülke vatandaşı olmanın nimetlerine şükretmeyi bilmeliyiz.

            Ve şunu da unutmayınız ki -toplumsal manada- birliği de dirliği de ayakta tutan ekonomik refahtır…

            Not: Kutsal yaratıcımızın keremine şükür ki bu dünyanın cennet mekânı olarak anılan Trakya ile Anadolu’da özgürce yaşıyoruz; senlik benlik güdenlerin olumsuz telkinlerine kulak tıkayarak…

9.02.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ORUÇLUYUM, ORUÇSUZ OLSAM DA…

İFTARLIK NİYETİNE…

İNSAN YETER DEMEYİ BİLMEZ…

ANKETLİK SORULAR: HALİMİZE AHVALİMİZE ÖZGÜ…

BEN DUYARLI BİR VATANDAŞIMDIR…

SİZİ BİLMEM! AMA… BİZİM KUŞAK DOLUDOLU YAŞADI…

İNSAN İNSANLIKTAN ÇIKINCA…

HERŞEYİN BİR ZITTI VARDIR…

DUYARLI İNSAN OLMAK!