3 Aralık 2020 Perşembe
BİZE ÖZGÜ TARTIŞMA SEVİYESİ

BİZE ÖZGÜ TARTIŞMA SEVİYESİ

     Değişik tv kanallarında sosyoekonomik, sosyopolitik, sosyokültürel konulu oturum ve tartışma(!) programlarını izliyorum, sıkça…

     Bilmediğim, yabancısı olduğum konularda biraz olsun bilinçlenir, ufkumu genişletir, doğrular ve gerçekler bazında olumlu birikimler edinir, yanlışlıklarımı düzeltir, eksiklerimi gideririm diye…

     Fırsat buldukça ya da ortam oluştukça  -dar ve kısır anlamda- ahbap çavuşluk düzeyinde eş-dost toplantılarında, herhangi bir konuda yapılan tartışmalara ‘ister istemez’ iştirak ediyorum; zamanlı zamansız, hazırlıklı hazırlıksız…

XXX

     Genelde, seviye vasatın eksilerinde; savunan da saldırıya geçen de sosyopolitik ve sosyokültürel manada donanımsızlar; taraflar konunun öylesinden de böylesinden de habersizler…

     Tartışma adına, kör dövüşü gibi bişey yapılan, yaptığımız…

     Sanırsınız, ‘bilgi sahibi olmadan görüş dayatmaca nizalaşması nasıl olur’ yarışması gibi, birçoğu…

     Özetle, ‘ağzından çıkanı kulağı işitenler nadir!

     Bilgi aktarımları, ifade tarzları, tartışma adapları ile ağızları ya yakıcı birer buz kalıbı, ya ateş fışkıran ejderha tarzı…

     Kimse hatasını, yanlışını kabul etmiyor; ikna olmuyor…

     Birarada ve karşılıklı oturanların çoğu;

       -Bende bişeyler biliyorum…

       -Biz de az mürekkep yalamadık…

       -Bu konuda bende görüş sahibiyim!

       -Bu konuda benim uzmanlığım tartışılmaz…

       -Tek tutarlı ve doğru benim görüşümdür…

       -Kendi araştırmamdan, kendi görüşümden ve kendi kaynağımdan başkasının araştırmasını, görüşünü ve kaynağını kabul etmem mümkün değil… Türünden çoktan da çoğu kendini pazarlama sevdasında…

     Kulaktan dolma bir kaç kelimeye sığınan ve ısrarcı olan…

     Ve akabinde karşısındakini küçük düşürücü, aşağılayıcı tavırlar, ithamlar, şaibe çalmalar, belden aşağı vurmalar…

     Hele bir de biri, katılımcıların her cümlesine itiraz edip, sataşarak tv rayting canavarlığına soyunmuşsa; varın siz hangi hususta tatmin olmak istiyorsanız o yöne meyledin, takım fanatikliği ya da hayalî ve de bağnaz bir izm tarafgirliği bazında...

XXX

     Ciddi ve tutarlı manada alternatif sunumlar (önermeler) yok; azdan da az olanı da ciddiye alan yok…

     Herkes ‘istisnasız’ birer allame-i cihan…

     Asgari müştereklerde karar kılınma, mutabakata varılma, uzlaşma yok!

     O da ne ki?

     Şartlanmış, saplantılı, kulaktan dolma, tutarsız, akıl ve mantıktan yoksun, bilimsellikten uzak mı uzak görüşler ve görüş(!) sahipleri çoktan da çok…

     ‘Haneğin uluğu’ türünden söz(!)ler serpene gibi savruluyor…

     Ama tutulan bir santimlik balık yok…

     Balık tutmayı öğreten de…

XXX

     Kimi, doğruluğundan ve belgesinden emin olarak görüş belirtmek ve çevresini aydınlatmak için; kimi, bilmediğini öğrenmek ya da eksik, noksan ve yanlış bildiğini ‘düzeltip’ doğruya erişmek için katılmıyor, bu(!) toplantılara-oturumlara…

     Şovmen kılıklı birçok gösteri adamı (pardon, katılımcı) ‘sanırsınız’ savunduğu izm’in (dünya görüşünün) kuramcısı…

     Kendisinin haricindeki her görüşe, her düşünceye, her tespite, her inceleme ve araştırıya, her kaynağa, her önermeye karşı, ikna olmaz, uzlaşmaz bir muhalif… Muhalif Hamdullah Efendi onların yanında süt dökmüş kedi gibi kalır mı, kalır. Hele bir de mevki makam sahibi ya da iktidar partisinin üst düzey mevkilerinden birini işgal etmişse, onun; “dediği dedik çaldığı da düdüktür!” Kim haklı kim haksız, ne yararlı ne zararlı, ne yapılmalı ne yapılmalı vs. vs. vs konularında haklı ve doğru olan tek O’dur!

     Çoğu tutucu, ilkellik düzeyinde muhafazakâr; aydınlanmaya, yenilikçiliğe; ülke için, toplum için, insan için iyi, güzel ve yararlı olan her şeye karşı… Cehennem zebanileri bile bunları görse kaçarlar, bunların cahilliğine bulaşmayalım, diye ya alttan alır ya da ağzına fermuar çeker; karşısındakilerin ilkesiz, dar görüşlü, kendini beğenmiş,  dayatmacı, baskıcı, ukala olduklar için…

XXX

     Oturmuşlar; -genellikle olmayan’ gündemi tartışıyorlar, ahkâm bazında fikir-görüş teatisinde bulunuyorlar!

     Kimi üç beş kelimelik İngilizce, Fransızca, Arapça ve Farsça ve Osmanlıca ağırlıklı tumturaklı cümleler kuruyorlar, kimi ana dilinden bihaber!

     Sen-ben anlamasak da olur; o, bilgi paylaşmak için değil, bilgiçlik taslamak için orada; sade vatandaşın anlamasından / anlamamasından ona ne?

     İlk itirazlardan sonra…

     Saygısızlık, seviyesizlik, düzeysizlik diz boyu…

     Kendini beğenmişlik, karşıyı küçük görmek,  kifayetsiz addetmek katılımcılığın şanından gibi tavırlar egemen…

     Çözüm üretmek için değil, çözümü Arap saçı’na dönüştürmek için oradalar; sanırsanız!

     Çoğu dilini ya tabancaya, ya kılıca dönüştürmüş ‘’Allah Allah’’ nidaları ile kim ona dönük eleştirisel bir kelime etse ‘‘vira vura!’’ halet-i ruhiyesi içinde; taarruza geçti geçecek…

     Birarada bulundukları mekân, sanırsınız tartışma değil sataşma ve çatışma cephesi…

XXX

     Çoğu, dinlemeyi bilmez, karşısındakini dinlemez, ama karşındakinin ‘’dam’’ dediğine ‘’duvar’’ eleştirisi çeker…

     Ne hatasını, yanlışını kabul eder, ne de haklı gerekçeler sunabilir…

      ‘’Nuh’’ der, ‘’Peygamber’’ demez…

     Demesin demesine de karşıt fikri, düşünceyi ‘bir kaşık suda boğmak’ istemesine ne demeli?

     Üstelik hiçbiri de cahil değil…

     Kara cahil desem -içim almıyor- çünkü değiller! Ama kör nizacılar.

     Kızmak istesem de kızamam; çünkü onların birçoğu Seni, Beni, O’nu yansıtır; sosyo-kültürel beden aynamız gibidirler, maalesef!

13.10.2020 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

GAZETECİLİK ve DÜRÜSTLÜK ZOR ZANAATTIR!

EKONOMİ HABERLERİNDEN BİR GÜL DESTE

AKIL MANTIK KÖR ANAHTARLA KİLİTLENİRSE…

ÖĞRETMENLER GÜNÜ

ÜÇ MAYMUNA MI DÖNDÜRÜLÜYORUZ!

SORUNLAR YUMAĞINA DÖNDÜK…

TATMİNSİZLİK ÜSTÜNE…

10 KASIM: ÖLÜMSÜZLÜK GÜNÜMÜZDÜR…

İNSANLIĞA KATKI DA NE DEMEK?