23 Eylül 2021 Perşembe
DOĞAL ÇEVREMİZE SAHİP ÇIKIYOR MUYUZ?

DOĞAL ÇEVREMİZE SAHİP ÇIKIYOR MUYUZ?

Doğanın doğallığını tahrif edersen cehennemi bu dünyada yaşarsın.

Bahar ve yaz aylarında Türkiye genelinde olduğu gibi bölgemizde de insanlar -özellikle- hafta sonu tatillerini değerlendirmek için bağ/bahçe diye adlandırdıkları doğal alanlara giderler… Doğa ile içli dışlı olur, temiz hava solur, piknik yapar ve bu vesile ile insanlar yeniden ve tekrar canlanmış olan doğadan canlarına can katar; doğa ile içli dışlı olurlar…

Havaların ısınmaya başlaması, toprağın yeşermesi, çimenlerin allara morlara, sarılara beyazlara bulanması ile birlikte meyveli ağaçlar çiçek açmaya başlarlar… Kır ve toprak insanları gibi kentli insanlar da -kanlarının kaynamasıyla birlikte- ayaklanırlar… Hem doğanın kendini yenilemesine şahit olmak, hem de oksijen deposu addedilen ağaç altlarında, ormanlık ve koruluk alanlarda, akarsu başlarında sağlıklı bir şekilde dinlenmek için her fırsatta kendilerini doğa ile bütünleştirirler.

Bu aylarda insanlar yüzmek isterler;  yeşil bir halıya bürünmüş olan toprak üstünde yürümek; dalından meyve koparıp yemek isterler... Ve çevremizdeki doğanın tarifsiz güzelliğini hayranlıkla izleme fırsatını bulurlar ki, bu aylarda, cana can katan doğa tüm çocuklara kucak açar ve onlara sağlıklı bir şekilde oyun ve park alanı da oluştururlar.

Sanırsınız ki toprak bayramlıklarını giymiş; hava, kıştan kalma isini-pisini sağanak ve boğanaklar halinde savurup atmış; derelerin suları balıklarla şakalaşa oynaşa, daha coşkulu ve daha bir hoş akmaya başlamıştır… Ki bu kadarı dahi insanı mutlu ve bahtiyar etmeye yeter. Çünkü insan bilir ki, muhtaç olduğu doğa, ona, yeni bir bereketli sofra sunmaktadır...

Ve duyarlı insanoğlu bilir ve anlar ki toprak ve toprağın altındakileri ve üstündekileri, su ve suyun içindekileri ve üstündekileri, hava ve havanın kimyasalları ile onun boş alanlarında kanat çırpanlar…

Ve insanoğlu anlar ki insana en gerekli yaşam koşullarını doğa verir… Doğa da -yaşamsal manada- insanın ihtiyaç duymadığı bir tek bir şey bile yoktur; A’sından Z’sine… Birinden birinin noksanlığı onun yaşamını köreltir. Bundandır ki bizler bu üçlüye “Doğal ortam” deriz; “Tabiat Ana” deriz; “Cennet-i Mekân” deriz. Ve de doğanın bizlere bahşettiği nimetlerin sayesinde de Cennet-i Mekan yaşam olanaklarına kavuşuruz.

Doğal çevre; “insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları, fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamlardır.”

Denizler, göller, nehirler, dağlar, ovalar, yaylalar, ormanlar, korular, çayırlar, bitki ve hayvan türleri de ‘evrensel manada’ doğal çevreyi oluşturur.

Peki, bizler, çevremizi koruyup, çevremize sahip çıkıyor muyuz? Çevre kirlenmesini önlemek için üzerimize düşen görevleri yapıyor muyuz? Yoksa ‘gün be gün’ bana neci tavırlarla çevremizi kirletip, onun bize sunduğu nimetlere nankörlük mü ediyoruz? Bir düşünün…

Son yıllarda yeşile düşman olduk; ormanlık alanlarımız kelleşiyor; göllerimiz ve derelerimiz kurudukça kuruyor… Dağlarımız kelleşiyor, çünkü maden alanlarına dönüştürülüyorlar, oksijen seviyemiz gün be gün düşüyor…

Sulu tarım can çekişiyor… İçimiz dışımız siyanür…

Sanayi bölgeleri oluştururken doğal çevre tespitini doğru yapıyor muyuz? Filtresiz bacalara ağır (caydırıcı) cezalar uyguluyor muyuz?

Yoğunlaşan nüfus için açılan yeni yerleşim birimleri için acaba kaç tür ve kaç yüz ağacın köküne balta vuruyoruz, biliyor musunuz?

Kaç uçar, kaçar hayvan türünün yaşam mekânını gasp ediyoruz?

Ve de en duyarlı olmamız gereken çevre kirliliği sorununa ne kadar ciddiyetle yaklaşıyoruz?

Düşünün… Bu sorularım sizleri rahatsız etmiyor mu?

Son yıllarda kaç bin hektarlık orman alanımız, dikkatsizlik sonucu çıkan yangınlara ve yanlı-yanlış imar felâketlerine kurban gitti?

Kaç canlı türümüz tükendi? Kaç denizimiz had safhada kirlendi, kaç gölümüz, kaç deremiz kurudu?  Ve de bunlarla mücadele eden kaç çevre koruma derneğimiz var? Devlet, çevreci derneklere ne kadar sahip çıkıyor, ne kadar arkalanıyor?

Oysa doğal çevrenin korunması, çevre düzenlemesi, çevre sorunları ve çevre kirliliği gibi konular, başta devlet olmak üzere, her insanın ilgi, uğraş ve mesuliyet alanı olmalıdır.

Bu konuda sorumluluğu, yalnızca “Türkiye Çevre Sorunları Vakfı” ile “Çevre Müsteşarlığı”na bırakıp, sen sağ, ben selamet savurganlığında olmamalıyız...

Yoksa ne yeşil bir zeminde oturabiliriz, ne dalında meyve yiyebiliriz, ne balık avlayacak temiz bir su, ne iki kulaç atıp yüzebileceğimiz nehir, deniz ve göl bulabiliriz, ne de “oh be!” dedirtecek türden temiz bir hava soluyabiliriz...

Doğal çevre konusunda şunu hiç aklınızdan çıkarmayın: Havamız kirlenince, solunum yolları hastalıklarımız artar. Solunum organlarımız vaktinden önce yaşlanır ve ölür. Toprağımız kirlenince, ekim alanlarının verimi düşer. Bitki hastalıkları çoğalır. Tarım alanları azalır, ülke fakirleşir; insanlarımız bitkisel proteinlerden yeterince yararlanamazlar. Suyumuz kirlenince, deniz hayvanlarının yaşam ortamları bozulur, toplu balık ölümleri meydana gelir; bu balıkların yenmesinden ötürü de zehirlenme vakaları olur. Denizler de ve nehirlerde yüzemeyiz.

Özellikle bu yıl içinde Marmara Denizi sahillerinde Deniz Salyasının yoğun bir şekilde oluşması ile yengeç ve kabuklu deniz hayvanlarımız telef olmaktadır

Şimdi, hepimizin bildiği ama iş uygulamaya geldiğinde savsakladığımız, çevre kirliliği önlemleri konusunda yapmamız gerekenleri bir kez daha hatırlayalım:

-Ormanları koruyunuz... Kıyamet koparken dahi elinizdeki fidanı dikiniz... -Yaş ağaca balta vurmayınız... Bırakınız ağacı, dalını, yaprağına dahi zarar vermeyiniz

-Çimlerin üzerinde ateş yakmayınız...

-Kuru zeminde de olsa, piknikten sonra yaktığınız ateşi söndürünüz ve piknik olanındaki çer-çöplerinizi yerde bırakmayınız...

-Çöpleri, çöp poşetlerinin ağzını sıkıca bağladıktan sonra çöp kutusuna atınız...

-Küçük-büyük, kanatlı-kanatsız, sütlü-sütsüz, evcil ya da yabanı hiçbir hayvana zarar vermeyiniz

-Denizleri ve akarsuları kirletmeyiniz, sanayi atıklarınızı ve her türden atıkları dökmeyiniz...

-Yerleşim birimlerine yakın yerlerde (mahalle ve sokak aralarında) besicilik yapmayınız...

-Kurbanlık hayvan kesim kurallarına uyunuz ve onların atıklarını temizleyiniz...

-Pis sularınızı sokağa dökmeyiniz...

-Açık alanlara tuvaletinizi yapmayınız; yapmak mecburiyetinde kalırsanız da üstünü kapatmayı unutmayınız...

-Her türlü enerjiyi tasarruflu kullanınız...

-Biten pilleri, cam şişeleri, plastik atıkları, kola kutularını, sigara filtrelerini, tenekeleri ve kâğıtları asla toprak zemine atmayınız…

İşte tüm bu basit gerçekleri ezberlemeli, çevremizi kollayıp, sahiplenmeli; çevre temizliğinin değerini ve önemini çocuklarımıza öğretmeli, büyüklerimizin de kulaklarını çınlatmalıyız... Ki temiz bir doğada ve sosyal çevrede yaşamanın mutluluğuna erişmiş olalım.

8.06.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

İNSANLIK ZOR ZANAATTIR…

HALİMİZE AHVALİMİZE DAİR…

BİZDE TÜRLÜ ÇEŞİTLİ BABA VARDIR…

BENİM ÜLKEMDE HERKES HERŞEYİ UZMANINDAN İYİ BİLİR…

YETER DE YETERLİLİK VARDIR…

BİR DÜNYADA EŞİMİZ BENZERİMİZ YOK!

EKONOMİ TOPLUMUN AYNASIDIR…

BİRAZ SORGULAMAYA NE DERSİNİZ?

GİDİŞAT HANGİ MİNVAL ÜZERİNEDİR?