3 Aralık 2020 Perşembe
DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR!

DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR!

-Gazeteci/Yazar gözüyle-

         “Ayağını sıcak tut, başını serin;

          Çok düşünme derin, derin...”

          Kim diyor?

          Bir eli yağda, bir eli balda olan!

          Yani, yediği önünde, yemediği arkasında ‘hazır lop’ duran... ‘Mala, mülke, tapuya dair yaşından kurusuna gıdaları da stoklayan’ ve yaşadığı şehrin her köşesinde devasa birer ambarı olan…

          Gamsız, kasavetsiz; karnı tok, sırtı pek; rahatı, huzuru, keyfi-neşesi, geliri-gideri yerinde olan...

          Bırakınız yarın kaygısını, önündeki on yıllar boyunca kendisinin de, çocuklarının ve torunlarının da yaşamsal geleceği garanti altında olan!

 

XXX

         “Çok düşünme derin, derin” diyor, top atsan yıkılmayacağını sanan varsıl!

          Yani, ona özgü “Karada ölüm yok” tabirine uygun olan!

          Çünkü o, tıkır tıkır işleyen dakik bir saat gibi çok kâr getiren çıkar düzeninin bir parçası olmuştur...

          Güvencelidir, arkalıdır, ayılıdır dayılıdır...

          Yatlıdır, katlıdır, ensesi ve cüzdanı yağlıdır, üstelik beleşçidir, avantacıdır, hamiline kartlı ihalecidir, hayali ihracatçıdır, iş takipçisidir, iş bitiricidir…

          Düzen onun düzenidir; ezilen değil, ezendir; sömürülen değil, sömürendir; çalışmadan, üretmeden han-hamam sahibi olanda O’dur...

          Yan gelip yatan da odur, “göbeğini kaşıyan adam” da...

 XXX

          “Ayağını sıcak tut, başını serin;

          Çok düşünme derin, derin” diyor ya O, kendini (ki servetinden ötürü) allame-i cihan addedip,  bilgi ve görgü bazında ekliyor, sosyoekonomik, sosyopolitik ve sosyokültürel konularda nasihatlerde bulunuyor:

          “İşini bileceksin arkadaş, işini! Zaman zengine yanaş, yağına bulaş, zamanı! İktidar partisi yöneticilerinin, il ve ilçe başkanlarıyla yağlı ballı ol… Milletvekillerinin, bakanların ayak izlerini takip et, peşlerinden hem ayrılma hem de yedir, içir, gezdir ki, ihale kapma ihtimalin yüksek olsun… ” diyor ve : “Siyasal iktidardan aldığın güç ve arkalanma ile işini, kârını dakik bir saat gibi şantiyelerde kuracaksın; gece gündüz demeden!” ve hiddetleniyor yanına borç para almak için gelen yakını -işini bilmeyen- namuslu ve dürüst akrabasına kızarken de:

          “İktidarı eleştirmek senin gibi çulsuza mı kaldı? Senin cebinde kira verecek Lira’yı bırak kuruş yok! Sana ne Doların, Euro’nun yükselmesinden! Merkez Bankası olsun, Maliye Bakanı olsun, onlar işini bilmezler mi, sanıyorsun? Cebinde ev kirası verecek para yok; Doları, Euro’yu dert ediyorsun! Memleketin derdi sana mı geldi?” diyor ve de:

          “Senin gibiler, aha bu dünyaya gelmeyeydiniz

          Doğruyu yanlışı ya da hiç bir şeyi bilmeyeydiniz;

ya da şu karşıki dağda bir taş olup tangır tungur yuvarlanaydınız!” diyor,  eli titreyerek akrabasının ev kirası parasını verirken:

           Bundan sonra devlet dairesinden çıktıktan sonra her gün bana geleceksin; benim yanımdaki devlet ve hükümet büyüklerine servis yapıp, ikramlarda bulunup, övgüler düzeceksin!

          Ve çok kez de: “Düşün düşün b.ktur işin, sözünü unutup; ancak ve ancak arkanı sağlam kayaya dayadıktan sonra adam olduğunu/olacağını öğreneceksin” diyor.

 

XXX

    Onlar, o kadar çok güçlü ve etkindirler ki, yolsuzluk da yapsalar, hayali ihracat da; kamu malını da yağmalasalar, tüyü bitmemiş çocukların, öksüz ve yetimlerin haklarını da yeseler, ‘kolay kolay’ kimse kıllarına bile dokunamaz olanlardır…

          Hırlıdırlar, hırsızdırlar, yağmacı-talancıdırlar… Kalleştirler, art niyetlidirler, vefasızdırlar, vicdansızdırlar; korkak ama koftiden hiddetlidirler…

          Desise üretenler de onlardır, sahtekârlık yapanlar da…

          Dünyalıkları için din simsarlığı da yaparlar, yaş ağaca balta da vururlar; rant (getiri) alanları açmak için ormanları da yakarlar, doğanın dengesiyle de oynarlar ve hatta –dünya malı için- en yakınlarını dahi satarlar… Kendilerinden kaynaklanan tufan umurlarında bile olmaz… Ama yağmur nereye yağıyorsa tarlalarını oraya kaldırmasını da iyi bilirler… Ve üstelik inceltilmiş yağ gibi hep üsttedirler…

          Onlar için her şey mubahtır, helaldir, serbesttir…                                 

  Bundandır ki gördükleri her şeyden göz kirası isterler, aç gözlü ve doyumsuzdurlar ve de “Rabbena, hep bana” derler… Ne Allah’tan korkar, ne kuldan utanırlar… Hele bir de dokunulmazlık zırhına sahiplerse!

          Tek dertleri, tek endişeleri, tek korkuları, foyalarının meydana çıkmasını isteyen ‘kendi dışlarındaki’ gören gözler, işiten kulaklar, konuşan ağızlardır… Bir de muhalif ve tepki yüklü düşünceler…

 

XXX

       “Çok düşünme derin, derin!”

          Ve onlar istiyorlar ki, kendilerinden başka kimse düşünmesin…

          Düşünenler düşünmesinler; düşünenler düşünmesini unutsunlar, düşüncesiz yaşasınlar…

          Çünkü onlara göre düşünmek, akıl fikir yürütmek, tutarlı ve yararlı projeler üretmek tehlikelidir… İstiyorlar ki, kendilerinden başka bir şeyler, yenilikler bulmak, incelemek, araştırmak, gözlemlemek, sorgulamak da yasaklansın… Ve hatta ‘basit ve normal bir konuda’ merak etmek bile…

          Çünkü düşünen insan var olduğunun bilincine varır…

          Akıl, mantık yürütür… Çevresinde olup bitenin farkına varır; “gidişat iyi mi?” der; “kötü mü?”  Ve ölçüp, biçip, tartmaya başlar: Yapılan işler “Yararlı mı, zararlı mı; güzel mi, çirkin mi; yasalara uygun mu, adil mi, değil mi?” der; “Aldatılıyor muyum, sözde vaatlerle avutuluyor muyum, suistimal mi ediliyorum, var olan haklarım gasp mı ediliyor?” Türünden sorular sormaya başlar ve cevaplar arar; düşünen insan… Ve eleştirir, hakkını arar…

 

XXX

          Oysa onlar, bilimin düşmanıdır…  

          Kutsal kitabın da, sanatın da, kültürün de, çağdaşlığın da, yeniliklerin de, üç boyutluluğun da, çok yönlülüğün ve çeşitliliğin de…

          Halk egemenliğinin de, laikliğin de, demokrasinin de, sosyal hukuk düzeninin de, üniter yapının da, eşitliğin de, özgürlüğün de, birlik ve dirliğin de; evrensel insan haklarının da…

          Herkesin anladığı dilden kutsal kitabını (Kuran-ı Kerim’ini, İncilini, Tevrat’ını) okumasına da karşıdırlar.

          Ellerinin altında Anayasa kitapçığını bulundurmasını da…

          Mustafa Kemal ATATÜRK’ün NUTKU’na da, ilke ve devrimlerine de düşmanıdırlar…

          Üstelik ne Allah’tan korkarlar, ne de kuldan utanırlar…

XXX

   Düşününüz!  Acaba sizin çevrenizde, tasvirini yapmaya çalıştığım o insanlardan kaç tane vardır?

          “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” diyen.

12.10.2020 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

GAZETECİLİK ve DÜRÜSTLÜK ZOR ZANAATTIR!

EKONOMİ HABERLERİNDEN BİR GÜL DESTE

AKIL MANTIK KÖR ANAHTARLA KİLİTLENİRSE…

ÖĞRETMENLER GÜNÜ

ÜÇ MAYMUNA MI DÖNDÜRÜLÜYORUZ!

SORUNLAR YUMAĞINA DÖNDÜK…

TATMİNSİZLİK ÜSTÜNE…

10 KASIM: ÖLÜMSÜZLÜK GÜNÜMÜZDÜR…

İNSANLIĞA KATKI DA NE DEMEK?