20 Ekim 2020 Salı
GAZİANTEP ile NİZİP Olarak: NE VERİYORUZ, NE ALIYORUZ?

GAZİANTEP ile NİZİP Olarak: NE VERİYORUZ, NE ALIYORUZ?

        Bu bir alış-veriş...

          Her alış-veriş gibi, her iki taraf için karlı bir iş; ama kimine az, kimine çok kar bırakan bir iş; hem turizm açısından hem de sosyokültürel ve ekonomik getiri açısından...

          Birçok konuda getirisiyle, götürüsüyle!

          Eksisiyle artısıyla; kananıyla kandıranıyla; kazananıyla kaybedeniyle! Gelirinin kaymağını yiyen ile gelirine sahip çıkamayan arasında!

          Sizce, birliktelik açısından hakkaniyet ölçüsünde midir; alanın da verenin de razı olduğu, değerler ve getiriler eşit midir?

          Bu alış-veriş, tabii ki bir İl (Gaziantep) ile bir İlçe (Nizip) arasındaki kıyaslamadır...

          Sosyoekonomik, sosyopolitik, sosyokültürel, tarihsel, örfsel ve geleneksel; her türlü yaşamsal meta konusuyla, alışı verişi, üreteni tüketeni, kar üstüne kar edeni ve de yaya kalanı ile mukayese edip; bir düşününüz!

XXX

          İl büyüktür, ilçe küçük!

          İl, Büyükşehirdir; ilçe, apartmanlı 144 bin nüfuslu ve de 60 bin ile 100 bin arasında gelip giden Suriyeli sığınmacı ile büyük bir köy! Daha doğrusu; ‘Çok katlı, apartmanlı bir köy!’ gece hayatını geçiniz, sosyo kültürel etkinlik fukarası bir ‘böyyük köy!’

          Biri (İl olanı), sosyal kurum-kuruluşlarla yüklü; sayısız cazibe merkezleri ile donanımlı, sosyokültürel yaşam etkinlikleriyle anlamlı!

          Diğeri (İlçe olanı), sosyal ve sosyokültürel kurum-kuruluş kısırı; tarihi manada cazibe merkezi ama sosyo-kültürel yaşam yoksulu...

          Biri, tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkmada güncel; çevresine duyarlı; sanayi de, turizm de marka...

          Diğeri, tarihi ve kültürel değerlerine ve de çevresine duyarsız, turizmin getirisinden habersiz… Kimin malı, kim nemalanıyor? Hani ‘Taş yerinde ağırdır!’ derler ya; Nizipli bundan haberdar olmadığı için neyimiz varsa Gaziantep’e gidiyor, Antepli oluyor, Antep’in zenginliğine zenginlik katıyor…

XXX

          İl ile ilçe müşterek bir aile ortamında, bir hanenin değişik odalarında; aynı coğrafyada, aynı tarihsel ve kültürel aynilik bağı ile birbirlerine bağlı olarak yaşıyorlar; özlü üveyli iki kardeş gibi!..

          Asırlardır komşu komşu, bacı bacı oynuyorlar!

          Ama iş, tarihsel içerikli yaşamsal yapılanma ve kapılanma alış-verişine gelince ve maddesel getirim paylaşımı söz konusu olunca: Büyüğü, birden çok acem mülküne sahip oluyor ama diğeri (yani küçüğü) yangın-yıkım harabelerinde!

          Üvey evlat muamelesini geçiniz!

          Abi-kardeş örneklemesi genelinde olduğu gibi; abi, küçük kardeşini koruyan, kollayan, gözeten değildir; bu çok kârlı çıkar ve sahiplenme ilişkisinde!

          İl, her şeyin iyisi, güzeli, yararlısı bana, ateresi, işe yaramazı, metelik etmezi de sana ( ilçeye) diyor!

          ‘Yanisi “Camiye lazım olan mescide haramdır’’ uygulaması ki caminin yanında mescit nedir ki!

          ‘’Önce ben, sonra ben, ila nihayet de yine ben’’ diyor, sahiplenme konusunda il, pardon Büyükşehir!

XXX

          Bir bakalım!

          Gülerken ağlanacak bu alış-veriş ilişkisine!

          Bakalım ne vermişiz, ne veriyoruz; ne almışız, ne alıyoruz?

          Tarımda, turizmde, tarihi ve kültürel yapıların korunmasında, eğitimin imkân ve olanaklarında, sağlıkta, sporda... Ki, ödenek harçlığında...

          Dünden bugüne... Ne kadara ihtiyacımız olmuş, elimize ne kadarı geçmiş!

XXX

          Biz, Gaziantep’e Zeugma’mızı veriyoruz... Gaziantep, Zeugma’mız sayesinde müze üstüne müze açıyor. Turizmden elde ettiği gelir, sanayi ve tarımdan elde ettiği gelirle yarışıyor; hem de iki misline katlıyor.

          Karşılığında...

          Gaziantep Organize Sanayi, bize -yani Nizip Çayı’na zehir (toksin ve ağır metal) içerikli sanayi atıklarını atıyor, yani döküyor; ‘al sana deyip’ pay olarak veriyor... Nizip Çayı’ndan su yerine zehir akıyor. Tatlı su balıkçılığımız, bahçe-tarla ürünlerimiz, ağaç türlerimiz ölüyor. Çay etrafındaki ve Hancağız gölü havzasındaki topraklarımız verimsizleşiyor. Hancağız baraj gölümüz leş gibi kokuyor. Organize sanayinin –büyük ölçekli sanayileri- arıtma tesislerini çalıştırıyormuş gibi yapıp, göz boyuyorlar!

XXX

          Biz, Gaziantep’e ‘bin derde deva’ Antep Fıstığı veriyoruz... Bu fıstık sayesinde baklavasını bir dünyaya satıyor; Gaziantep bir dünyaca tanınıyor. Oysa fıstık ağaçlarının kökü de hâsılatı da Nizip’te; azdan da azı ki yaprakları ve cumması ise Antep’te… Ama fıstık adıyla ve her sene genel kâr payını Antepli işletmeciler alıyor; hem de ve 24 aylık getirisi ile.

          Karşılığında...

          Gaziantep, Nizip’e ve Niziplilere hayvan pazarını layık görüyor. Şehir merkezinde ‘ indir-bindir için’ bir iki Nizip dolmuş durağını dahi Niziplilerden esirgiyor.

          Üstelik Zeugma denince Nizip’in adı bile geçmiyor. Sanırsınız Nizip bir yerde, Zeugma da bir başka yerde; hani kazı alanı da olmasa hiçbir kimse Zeugma’nın Nizip’te olduğuna inanmaz! Çünkü Zeugma’dan çıkanların 9999’u Gaziantep’te; Nizip’te, kazı alanında kalan ise devede kulak misali!

XXX

          Biz, Gaziantep’e düşünsel ve eylemsel yetişkinselliğe sahip, bilgili-görgülü, mesleki kariyer sahibi aydınlarımızı, sağlıkçılarımızı, eğitimcilerimizi, hukukçularımızı, mühendis ve müteahhitlerimizi, istihdam yaratan girişimci ve yatırımcı iş adamlarımızı veriyoruz...  Kimi Milletvekili oluyor, kimi İl Özel İdaresi Genel Sekreteri, kimi Rektör yardımcısı, kimi Büyükşehir Belediye Başkanı, kimi Ticaret Odası Başkanı, kimi Gaziantep Spor 2. Başkanı oluyor... Kimi özel hastane, kimi holding, kimi bacası tüten fabrika, kimi imalathane, kimi marka mağaza açıyor, kimi kat üstüne kat çıkıyor...

          Sanırsınız ki ‘bilinçli bir şekilde’ Gaziantep ‘sürekli olarak’ Nizip’ten beyin ve hizmet göçü gerçekleştiriyor... Çünkü Gaziantep’te ikamet eden Nizipliler, Gaziantep’in sosyal yaşamına ve ekonomisine canlılık ve hareket getiriyorlar... Ve de varlıkları Gaziantep için bir nimete dönüşüyor!

          Karşılığında...

          Gaziantep, Nizip’e ne veriyor?

          Kocaman bir hiç! Hem de hiç mi hiç!

          Oysa en azından, sosyal ve kültürel kurumsallaşmaların gerçekleşmesi ve bilgi-deneyim transferi için, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları düzeyinde ‘geniş açılımlı kalkınma ve yapılanma konulu’ bir DESTEKLEME KOORDİNASYON MERKEZİ oluşturmayı düşünebilirler!

          Ama düşünmüyorlar!

          Ya da Nizip’e anlamlı ve kalıcı yatırımlar için düşünmek işlerine gelmiyor!

XXX

          Sahi, o kadar zor mu, veren el olmak?

          Ve neden İlçelerini de kendi İlleri gibi düşünmüyorlar?

24.09.2020 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

KİMSE YOĞURDUM EKŞİ DEMEZ…

TERİMLER, KAVRAMLAR VE ATASÖZLERİMİZ

BİZE ÖZGÜ TARTIŞMA SEVİYESİ

DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR!

DEMEK MÜSEBBİMİZ ATATÜRK DEVRİMLERİ TRAVMASIYMIŞ

BİRAZ SERİNLEMEK İSTER MİSİNİZ?

DİKENLİ DİKENSİ BİR GÜLDESTE

BİRKAÇ KONUDA SORUMLU VE SORUMSUZLUK ÖRNEĞİ -1

BAHANELER VE ŞAHANELER - 1