19 Nisan 2021 Pazartesi
KİMİ KENDİ DERDİNDE, KİMİ KENDİ ZEVKİNDE…

KİMİ KENDİ DERDİNDE, KİMİ KENDİ ZEVKİNDE…

Bir yanda “ha çöktü ha çökecek” denilen ülke ekonomisi var, bir yanda da virüs pandemisi…

Birliğimiz/dirliğimiz kâh bir ayrıksı söze, kâh ince bir pamuk ipliğine bağlı; milletçe “ha çöktük ha çökeceğiz” seviyesindeyiz…

Ulusal egemenlik hususunda birlikte olma mecburiyetimiz var iken bile birbirimiz yeme derdindeyiz…

Ne “yeter, benden bu kadar” diyen bir siyasal iktidar mensubu ile karşıtı “ben ve yandaşlarım ölünceye kadar iktidar da olmalıyız, muhalefete zırnık koklatmamalıyız” diyen olmamalıdır…

Unutmayınız ki dayatmanın karşıtı çatışmadır…

Son yıllarda bize özgü olan bir örfümüz, bir ananelerimiz ve de tarihsel, sosyal ve kültürel birlikteliklerimiz ile dayanışma ve yardımlaşma alışkanlığımız vardı; o da size ömür…

Yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma kültürümüz 7 şiddetinde deprem yemiş gecekondu yıkıntılarına dönmüş gibi…

Yediden yetmiş yediye herkes bir tuhaf; alel acayip…

Tip idik, tipik olduk… Kimi jetsin mimiksiz, kimi selamsız, kimi duyarsız, kimi renksiz, kimi aynaya baksa -eminim ki- kendini bile tanıyamayacak türden fizyobiyolojik bir çöküntü içinde olduğumuzun resmidir…

Suratlar mahkeme duvarı gibi… Suratlar soluk, ifadeler donuk, yüzdeki kırışıklıklar 7,5’luk deprem yarıkları gibi…

Coronavirüs Pandemisi ile mutasyonun pik yapması gibi yaşama lanet okuyan genç nüfusun çoktan da çoğu bu virüslü dünyaya geldiğine pişman mı pişman…

Korku dağları bekletir” türünden herkeste bir tedirginlik, bir kuşku…     Yaşlılar yaşam kaçkını gibi; çaresiz ve bitkin…

   Gençler umutsuz, gençler yarınsız, gençler gerçekleşmeyecek olan amaçlarından bin kez bezgin haldeler…

Ki çoktan da çokları kendilerini yarınsızlık mahkûmları gibi hissediyorlar…

Gençlerin çoğu ne okudukları okullarından bir tat alabiliyorlar, ne çevrelerinden, ne de amaçları doğrultusundaki plan ve projelerini yaşama geçirebilecek bir imkân ve ortam olanağından nasiplenebiliyorlar…

Tuttukları takımların maçlarını izlemeye bile gidebiliyorlar… Biliyorlar ki maçı canlı veren Tv kanalları -asla ki asla- stadyumun zevkini veremiyor…

Eğitimli, diplomalı, kariyerli, mevki makam sahipleri, düşünen ve araştıran akil insanlar bile kadercilik ve acizlik içinde her türlü olumsuzluklar karşısında:

   “Dünyanın bu çağdaki düzeni bu” deyip geçiştiriyorlar…

   Hele de hele, şu zonturlu, virüslü pandemi günlerinde gerek iktidarın gerek muhalefetin yapması gereken sosyopolitik ve sosyoekonomik manada yardımlaşma ve dayanışmalarda, birlik ve dirlik çözümlemelerinde müştereken birarada bulunmaları gerekirken ve elzem iken -daha ziyade- kendilerini –birbirlerine karşı- bin kat daha kışkırtıp zıtlaştırmaktadırlar… Ki akıl ve mantıkla izah edilemeyecek türdendir; “kim bozduysa o yapsın” demek, bana göre yolu yokuşa sürmektir…

Ekonomi” kısaca, bir nevi ev düzenidir-kâh- dibi delik bir kazan; kâh dışı kalaylı, kâh içi kalaysız bir tenceredir…

Ekonomi, ülkelerin ürettiklerini ve bölüşümünü tutumlu bir şekilde biçimlendirmektir… Han vurup harman savurmamak için tutumlu olmalıdır.

Ekonomi, iğneden ipliğe, ottan çiçeğe, koyundan kuzuya; üretilen tüketilen, alınan satılan, iç ve dış alım satımları düzenleyen ilişkidir…

Ülke ekonomisi konularında durum değerlendirmesi yapan uzman ekonomistler gibi kırk dereden su getirme örneklerini ve yazılarını -benim gibi azdan da az anlayanlar için- derim ki:

-Enflasyon tek kelime ile “pahalılık” demektir…

-Devalüasyon, bir devletin/ülkenin resmi parasının birçok ülke parası karşısında değer kaybetmesidir… Halk tabiri ile “paramızın pul olması” demektir… Satın alma gücünün düşmesidir…

-Sabahleyin cepte ve cüzdanda para vardır ama akşam eve geldiğinizde ne cepte ne de cüzdan para kalmamıştır… Ki üstelik bir de borca girmiştir…

   -Dün on lira olan o emtia (mal), dün -açıktan açığa- çoktan da çok varken bugün tezgâh altına saklanmış ve de enflasyondan ötürü bugün on beş lira olmuştur…

-Devalüasyon ise kâğıt paranın üçte birini kemirip yemiştir…

-Birlik ve dirlik içindeki vatandaşların çoğu aş/ekmek derdine düşerken, azınlıktakiler de kat/yat derdine düşerler…

-Kimileri geçimlik ve yaşamsal zahire derdine düşerken, kimileri de -ha bire- zevk-i sefa sürerler…

Anlayacağınız çoktan da çok kişi kredi kartı taksitinin derdindedir; kimisi de ürettiği mamulün üstüne ha bire zam ekler…

İşsizlik artar… Küçük ve orta düzey esnafların da, tarımcıların da, büyük ve küçükbaş hayvancılık yapanların da çoğunluğu işlerinden güçlerinden olurlar…

   Çalışanlar işçiler ile özel sektör memurları sigorta primlerinden olurlar… Taksitle mal alanlar taksitlerini, işçilik yapanların çoktan da çoğu ya işlerinden olurlar ya da ücretlerinin yarısına çalışırlar…

İflaslar artar… Üretim birimlerinin çoğu ya kapanır ya da kırık düzen çalışır…

   Anlayacağınız ülke ekonomisi -azdan çoğa- itibar kaybına uğrar, önce dış devletlerin gözünde sonra da yurttaşlarının nazarında; hesapta olmayan türden mutasyonlu pandemi koşulları da cabasıdır…

2.02.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ORUÇLUYUM, ORUÇSUZ OLSAM DA…

İFTARLIK NİYETİNE…

İNSAN YETER DEMEYİ BİLMEZ…

ANKETLİK SORULAR: HALİMİZE AHVALİMİZE ÖZGÜ…

BEN DUYARLI BİR VATANDAŞIMDIR…

SİZİ BİLMEM! AMA… BİZİM KUŞAK DOLUDOLU YAŞADI…

İNSAN İNSANLIKTAN ÇIKINCA…

HERŞEYİN BİR ZITTI VARDIR…

DUYARLI İNSAN OLMAK!