22 Ekim 2020 Perşembe
TERİMLER, KAVRAMLAR VE ATASÖZLERİMİZ

TERİMLER, KAVRAMLAR VE ATASÖZLERİMİZ

   Bu yazımda, günlük hayatta sıkça duyduğumuz ve kullandığımız sosyal, ekonomik, politik, kültürel, tarihsel, sportif vb terim ve kavramların güncel içeriklerini ‘mizahi ve ironik bir yaklaşımla’ atasözlerimiz, özdeyişlerimiz ve özlü sözlerimiz ile ilgili karşılıklarını bulup cevaplandırmaya çalışacağım.

           Bazı kavram ve deyim açılımına salt kendi görüşlerimi katarak, günümüzdeki komik ve çarpık hallerine değineceğim.  

          Tırnak içinde de belirttiğim gibi bu yarı ironi, yarı mizahi bir yaklaşımdır… Ki, sakın ola ki kimse ya da herhangi -özel ve resmi- bir kurum üstüne alınmasın derim: “Yarası olan gocunur” türünden!

          Hepinizin bildiği gibi atasözü, birçok tecrübe ve deneyim sonrası elde edilen, gırtlağın kırk boğumundan süzülerek geçirilip, düşünülüp söylenen sözlerdir ki; bir toplumun duygu, inanç, kültür ve yaşam tarzını belgeleyen, ilişkilere yansıyan görüşlerin kısaltılmış özüdür. Başka bir deyişle atasözleri ve özlü sözler, örneklemek ve uyarılmak için kullanılan kılavuz sözcüklerdir.

          Terimleri ve kavramları sıralamaya gerek yok! O kadar çoklar ki, bunların yalnızca bir kısmına (ülkemizi ve insanımızı ilgilendirenlerine) değineceğim.

          Öyleyse, buyurun ironi ve mizah mönülü soframıza “Kısmetinizde ne varsa, kaşığınızda o çıkar’’ türünden, başlayalım kaşıklamaya…

           Sağlık:

           1- Gözle görülmez bir virüsün (Korona Virüs, Covid -19) bir dünyaya meydan okuması sonrasında,  şu güne kadar, yuvarlak hesapla 3,5 milyon insan öldü. Biz daha hâlâ rakamların doğruluğunu tartışıyoruz; şeffaflıktan uzak; az mı, çok mu, diye!

           2- Bana öyle geliyor ki, Ocağı Şubatı geçiniz; “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır!” ayında Nezle, Grip, Zatürre, Bronşit, Sünizit, Boğaz iltihapları, Otit, Gastroenterit türünden hastalıkların aşı ve ilaçları karaborsada bile bulunmayabilir!

           3- Kene’yi sürekli gene ederseniz sağı solu, yazı kışı belli olmaz!

          Enflasyon:

           1- Evdeki hesabın çarşıya uymaması...

           2- Fiyatların sürekli artması, paranın değerinin düşmesi...

           3- Para cüzdanının içinde sürekli binbir hırsızın olması...

           4- Fiyatların atlı, sizlerin yaya olmanız...

          Ekonomik kriz:

           1- Bir sabah uyandığında borcunun ikiye, üçe katlanması...           

           2- Hiç beklemediğin bir anda işsiz kalmanız...

           3- “Ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin”  halleri... 

          Ekonomik yetmezlik ise: “Delik büyük, yama küçük, demektir!

          Devalüasyon:

           1- Ulusal paranın dış değerinin düşürülmesi...

           2- Amaç; ithalatı pahalandırıp, ihracatı ucuzlatmak, döviz girişini çıkışına göre hızlandırmak...

           3- “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.”

           4- “Günlük otuz küsur TL ile geçin geçine bilirsen!

           5- “Abooov! Dolar ve Euro uçtu! Ağzı urvalılar, Nişliycez ağam, demeye başladılar. Sanki aşımızı ekmeğimizi dolar ya da Euro ile alıyormuşuz gibi!

          Avrupa Birliği Üyeliği: Bizim için, akıntıya kürek çekmek...

          KİT’ler deseniz:

           1- Önce, Yağma Hasanın böreğiydi sonra yandaşlara peşkeş çekildi -pardon- satıldı… Hem de değerinin yüz katına dersem gülmeyin!

           2- Vatan sınırları içinde varımızın yoğumuzun çoktan da çoğu reel olmayan yabancı sermayenin peşkeş alanı ilan edildi…

           3- Elde kalan üç beş KİT ise dost bizi pazarda görsün, diye askıda bırakıldı…

          Özelleştirme: Yani eşe dosta peşkeş çekiyormuş gibi –yok pahasına- satmak... Atadan, Babadan kalma mal gibi... Oysa dünyanın en cahil insanına sorsanız “Hazıra dağlar dayanmaz” der. Sonrasında da: “Battı balık yan gider!”

          Serbest Piyasa Ekonomisi: Yani, Bize özgü Liberalizm: “Ar dünyası değil, kâr dünyası. Dayısı güçlü olan malı götürür; dayısız da ‘öküzün trene baktığı gibi bakar!         

           ABD ile AB’nin Türkiye politikası: İster çayırda, ister sınırları belirsiz denizlerde sırtı bir türlü yere getirilemeyen pehlivan tefrikası türünden, Yunanistan ile adalar ve deniz sınırlarında -sanki anlaşılmaz bişey varmış gibi- iki ileri bir geri “Alicengiz oyunları ki, kabak tadı niyetine!”

          Sosyal Gelir Dengesi:

           1-Nüfuzun üçte ikisi; biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar; hallerinde!

           2- Başı güllüler ile başı küllülerin birlikteliği nasıl oluyorsa!

           3- Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa!

           4- Siyasi partilerimizin ellerinin beti bereketi mi kaçmış ne?

          Her aileye iki çocuktan fazlası: Anayı şaşkın, babayı düşkün edermiş!

          Hukuk, yasa tanımazlık: Çizmeden yukarı çıkmaktır...

          Kredi kartı sahipleri: Delisine, limiti dolana kadar bayram...

          Her iktidarın kendi zenginini yaratması politikası: Devletin malı deniz, yemeyeni siz bilirsiniz!

          İktidar gücünü kullanmak:

           1-“Dediğim dedik, çaldığım düdük” deyip, bildiğini okumak...

           2-Benden olan ballıca, elleri kınalıca…

           3-Enkaz devralmıştık! Bugün tüm dünya bizi kıskanıyor…     

            Bizim uzay çağımıza şu gün için kaç yıl kaldı ki; Ayın görünmez yüzünde -tapulu- arsa satmamıza…

          Sevr Antlaşması: Büyük Ortadoğu Projesinin eski adı...

          Korku: Günümüz Türkiye’sinde egemen olan genel kültür anlayışımız...

          Trafiğe çıkmak:

           1-Can kaygısına düşmek...

           2-Potansiyel trafik canavarı addedilmek…

           3-Her araçlı ve de her yaya kendi kurallarını uygulamak…

          Dünya Bankası: Gırtlağa kadar borçlanılacak para küpü...

          Ekonomik istikrar: Planlı ve programlı bir şekilde ayağını yorganına göre uzatmak...

          Borsa: Yabancı-sıcak -çoğu geceden de kara- paranın kap-kaç merkezi...

          Kuraklık: Yüzde onu doğal nedenlerden, yüzde doksanı: “Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.

          Siyaset:

           1-Demokrasinin kısır çekişmelere kurban edildiği toplumlarda zıtlaşma ve gruplaşma sanatı...

           2- “Lafla peynir gemisi yürütmek.”

            3- Ben yaptım oldu…

          Demokrasi:

           1-Gelişmiş toplumlarda el erki (tüm yurttaşların eşit haklara sahip oldukları yönetim biçimi), geri kalmış toplumlarda ise azınlığın çoğunluğa ya da güçlünün zayıfa dayatması...

           2- Sözde olanına, yani uygulanmayanına “Altta kalanın canı çıksın rejimi” denir.

          Hukukun siyasallaşması: Adalet terazisinin yanlı tartması...

          Adalet ve sağlık:

           1- “Hâkimsiz ve hekimsiz yerde durulmaz… 

           2- Er geç herkesin muhtaç olduğu iki temel kurum…

           3- Paranın ve iktidar olmanın gücü ile adil ve sağlıklı yaşamak…

          Seçim: Sadakaya muhtaç çoğunluğun geçim kapısı... Ki, isterler ki, altı ayda bir seçim olsun; nemalansınlar…

          Milli irade: gelişmiş toplumlarda bilinçli oyların meclisteki dağılımı, geri kalmış toplumlarda ise yerine getirilmesi mümkün olmayan vaatlere indeksli oy toplamı...

          Milletvekili: Gelişmiş ülkelerde dokunulan sorumlu, geri kalmış toplumlarda -enine boyuna göre- saltanatlık payesi...

          Kurumsal liderlik: Gelişmiş ülkelerde yol gösteren, sorunları çözendir. Geri kalmış toplumlarda “dediği dedik, çaldığı düdük” denendir...

          Türban: Toplumsal muhafazakârlaşmanın politik göstergesi... Mezhepler, Tarikatlar ve Cemaatler: Her biri başka bir İslam!

           Mahalle baskısı: İdeolojik manada “mahallenin namusu benden sorulur” ayakları... Ver kömürü, al Oy’u… Galatasaraylısından, ya da Beşiktaşlısından ve ya Fenerbahçelisinden başkası bu mahallenin sokaklarında yürüyemez, diktası…

          Terör: Seninle uzaktan yakından alâkası olmayan, ama nerede ve ne zaman patlayacağı belirsiz (emperyalist çıkar pimli) bir bombayla paramparça olman...

          Taksim Meydanı: Her 1 Mayıs’ta siyasi iktidarların demokrasi sınavı verdikleri ve genellikle oy kaybettikleri yer.

          Hamiline kart: “Ya azilliğin, ya vezirliğin” türünden bu benim adamım; ona göre, göndermesi…

          Stratejik ortaklık: Güçlüye sığınan güçsüzün züğürt tesellisi...

          ABD Dış Yardımı:

           1- “Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz”…            

           2- “Kaz gelecek yerden tavuğu esirgememek.

          İMF:Denize düşen yılana sarılır.” Nakaratının -bitip tükenmez- para musluğu… Tabiri caiz ise uluslararası Faizci Babadır!

           Vergi geliri tespiti: Mükellefin cebindeki akreplerin birkaçını öldürmesiyle orantılı...

          Muhalefet etmek: Fincancı katırlarını ürkütmek... Ürkütüp de elinde avucunda ne varsa kırıp dökmek…

          Sosyal Güvenlik (emeklilik, sağlık hakları, sosyal haklar) Reformu: Bu konuda ancak Hoca Nasrettin gibi ağlar, Bayburtlu Zihni gibi gülerim...

          Tarım: Çok değil 10 sene öncesine kadar “Dünyada tarım ürünleri kendi kendine yeten 7 ülkeden biri” iken; şimdi ‘tarımsal ve hayvansal ürün olarak’ aklınıza ne geliyorsa ithal...

          Borsada hesaplar, piyasada enflasyon rakamları alt-üst...

          Üretim (deyimi de uygulaması da) günlük yaşantımızdan ve ekonomik yapımızdan çıkmış; “uçtuuçtu kuş uçtu!” olmuş... Aklımız fikrimiz avantada, beleşçillikte, ter akıtmasız elde edilen haram kazançta...

          Eskiden bal tutan parmağını yalardı... Ara sıra “ne de olsa iş yapıyor” denilerek göz yumulur, müsamaha gösterilirdi, parmağını yalayanlara! Şimdilerde balı peteğiyle birlikte götüren götürene... Göz yuman, müsamaha gösterenlerin yerini “helâl olsun, ne becerikli adam!” diye alkışlayıp, takdir edenler ve de “hani bana, hani bana!” diyenler aldı...

          Huyumuzdan mı, suyumuzdan mı; yoksa ırksal ya da sosyal özelliklerimizden mi, nedir? Bilemem! Bildiğim bir şey varsa, o da, işimize gelmediği mevzularda  “kazı, koz anlamakta” üstümüze yoktur!

15.10.2020 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

KİMSE YOĞURDUM EKŞİ DEMEZ…

BİZE ÖZGÜ TARTIŞMA SEVİYESİ

DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR!

DEMEK MÜSEBBİMİZ ATATÜRK DEVRİMLERİ TRAVMASIYMIŞ

BİRAZ SERİNLEMEK İSTER MİSİNİZ?

DİKENLİ DİKENSİ BİR GÜLDESTE

BİRKAÇ KONUDA SORUMLU VE SORUMSUZLUK ÖRNEĞİ -1

GAZİANTEP ile NİZİP Olarak: NE VERİYORUZ, NE ALIYORUZ?

BAHANELER VE ŞAHANELER - 1