30 Kasım 2020 Pazartesi
ÜÇ MAYMUNA MI DÖNDÜRÜLÜYORUZ!

ÜÇ MAYMUNA MI DÖNDÜRÜLÜYORUZ!

      Gerçekler karşısında ‘’Görmedim, duymadım, konuşmam’’ tavrı sergileyen üç maymun tasvirini bilirsiniz.

       Biri gözünü kapatır, biri kulağını, biri de ağzını…

       Biri görmez, biri duymaz, biri de işitmez…

       Üçünün toplamı bir insan meziyet(sizliğ)ini tasvir eder.

       Ben, bu meziyet(sizliğ)i ekonomisi dışa bağımlı, iç ve dış politikası güdümlü; sosyal hukuk devletinden ve demokrasiden yoksun olan ülkelerde halkı kontrol altında tutmanın en etkin göstergesi (yasaklar karşısında takınılması gereken duyarsızlık örneği) olarak görürüm.

       Bu tavır, daha doğrusu böyle bir tavrın artan sosyal boyutu toplum üzerinde ‘bariz bir şekilde ‘’gerçekleri ve doğruları görmeyeceksin, duymayacaksın ve konuşmayacaksın’’ baskısıdır.

       Etrafında olup-biten, “olumlu ya da olumsuz” her türden ve konudan değişim ve gelişmelere duyarsız kalacaksın…

       Eleştirinin E’sini dahi ağzına almayacaksın…

       Protestonun P’sini yapmayacaksın…

       Muhalefet isen, muhalefetin M’sini unutacaksın, etliye sütlüye karışmayacaksın; kervancı katırlarını ürkütmeyeceksin…        “Doğrucu Davut” pozisyonlarına bürünmeyeceksin; sunulanla ve müsaade edilenle yetineceksin baskısıdır...

       Ki, bu tür baskılar; tehditler, gözdağları, sansürler, sözde suçlamalar, soruşturmalar, ithamlar, çamur atmalar, sindirmeler, içeri atmalar, yasaklarla bunaltmalar, şantajlar, siyasal sabotajlar, korku dağları oluşturmalar, yargısız infazlar…

       Baskıcı rejimlerde, gizli diktatörlüklerde, şoven, faşizan, totaliter ve despotizm (Tiranlık), sivil ya da askeri cunta yönetimlerinde ve hatta ‘her yönü ile geri kalmış toplumlardaki’ baskıcı (dayatmacı, tahakkümcü) tek parti iktidarlarında da, çoğulcu yönetimlerde de -çoktan da çok- görülür.

       Amaç, devlet erkini ele geçiren(ler)in bireyler üzerinde kesin tahakküm kurmasıdır…

       Bireylerin mevcut ve ‘önceden’ yasal çerçevelerle çizilmiş yaşam alanlarını (özgürlüklerini ve serbest girişimcilik ve yatırımlarını vs) daraltmak ve kısıtlamaktır…

       Gelişmiş ülke yöneticilerine ve burjuvalarına çanak tutmaktır…

       Ekonomiyi, iç ve dış politikayı, yabancı güçlere havale etmek (ki bu tavizli yolla iktidarını pekiştirmek) ve de sosyopolitik, sosyokültürel, ulusal ve tarihsel değerlerini, seçme-seçilme, bilimsel ve sanatsal uğraş, gelenek ve görenek anlayışlarını ve benzeri değer ve teamülleri yozlaştırarak bireysel ve kamusal kişililikleri kimliksizleştirmek, halk egemenliğini etkisiz kılmaktır.

       Böylece, gayri insanı çıkarlar doğrultusunda temel hak ve özgürlüklerin çoğu -bir çıkar keyfiyetine endeksli olarak- sınırlandırılır…

       Demokrasi askıya alınır, anayasa rafa kaldırılır; hukuk siyasallaştırılır, hukuk ve kanun insanlarına “ya azillik, ya vezirlik” seçeneğiyle gözdağı verilir.

XXX

       İstenir ki, kimse ‘’Kral çıplak’’ demesin…

       Herkes baksın, ama görmesin…

       Eğriyi, doğruyu ayırt edemesin…

       Haklı kim, haksız kim, seçemesin…

       İyinin kötünün, güzelin çirkinin, yararlının zararlının farkına bile varamasın…

       İktidar (tek adam, tiran, şoven ya da diktatör) hangi yönü gösteriyorsa, o yöne meyledeceksin; sana ne tür bir yaşam tarzını ve olanağını sunuyorsa (layık görüyorsa) ona razı olacaksın…

       Dar ufkunu genişletmeyeceksin…

       “Geniş bakış açısı” diye tutturmayacaksın…

      Bilimsellik, çağdaşlık, demokrasi, hak-hukuk, özgürlük, katılımcılık, şeffaflık, eşitlik, bağımsızlık, gibi günümüz insanına özgü kavramları unutacaksın…

       Dış dünyayı görmeyeceksin…

       Değişik politik düşünceler (ideolojiler, inançlar) taşımayacaksın… Sormayacaksın, sorgulamayacaksın; “Meraklı Melahat” olmayacaksın…

       Gece gündüz at gözlükleriyle dolaşacaksın… Ağzına fermuar dikeceksin… Kulaklarını pamukla dolduracaksın… Bedeninden ziyade beynini yıkayacaksın ve böylece “sen sağ, ben selamet” huzur içinde yaşayıp gideceksin; işine gelse de gelmese de…

       Birarada gruplar oluşturmayacaksın; üç-beş kişilik fiskoslar yapmayacaksın, ağzın var ama dilini yok farz edeceksin ve de fısıltılarının sesini bir tek kulağın duyacak; konuşanların diline kulağını uzatmayacaksın…

       Hatta seni birebir ilgilendiren toplumsal gerçekleri, doğruları görmeyecek, bilmeyecek ve öğrenmeyeceksin…

       Ülkenin içinde bulunduğu durumu ve gidişatı sorgulamayacaksın, hesap sormayacaksın, bilmezlikten ve anlamazlıktan geleceksin; hiçbir işe karışmayacaksın, çözüm üretmeyeceksin, uyarı ve ikazlarda bulunmayacaksın…

       Açım, işsizim, hastayım, eğitimsizim, mutsuzum, yarınsızım, huzursuzum… “Can, mal, gelecek, ırz ve de siyasal ve sosyal temsil kaygısı yaşıyorum” demeyeceksin…

       Mesleki ya da sivil toplum örgütüysen; tek adamın düşünce, görüş, karar ve isteklerinin bir santim bile dışına çıkmayacaksın…                  

       Basın kuruluşu isen yalnızca ve yalnızca iktidarın icraatlarını öven haberleri yazıp, yayınlayacaksın; muhaliflerin görüşüne yer vermeyeceksin…

       Hayırlı bir vatandaş olmak istiyorsan doğru bilgi edinme açlığı çekmeyeceksin…

XXX

       Bu tür (teklik, diktatörlük, tiranlık gibi) iktidarların yönettiği ülkelerde terörden, anarşiden, etnik ve dinsel çatışmalardan tutunuz da işsizlik, yoksulluk, eğitim, sağlık, yatırım ve istihdam gibi temel sorunlar (sosyoekonomik, sosyopolitik, sosyokültürel problemler) kalıcı bir şekilde çözülmez ve çözülemez de…

       Ama sorunların yerini alacak suni gündemlerle halkın kafası karıştırılır, toplumsal oyalama ve avutma taktikleri uygulanır…

       Doğal nimetler; yer altı ve yer üstü zenginlikler, toplum yararına değil, yukarıda saydığım türdeki iktidarların ve de onun iç ve dış işbirlikçilerinin çıkar alanlarına dönüştürülür…

       Onlar için yağma-talan, çalma-çırpma; hak/hukuk gaspları, insanlık dışı uygulamalar mübahtır (caizdir)…

       Ama bir şartla:

       “Halkın genel çoğunluğu üç maymun tasvirine dönüşünce!”

XXX

       Neyse ki bu yazı konusu bizi pek ilgilendirmez!

       Çünkü “Allah’ın keremine şükür ki” bizim ülkemizde, özellikle -şimdilik- böyle bir sosyopolitik ve ekonomik yapısal durum -asla- söz konusu olmadığından- bir eli yağda bir eli balda olan, kalburüstü saygıdeğer vatandaşlarımız, sizler yüreğinizi serin tutabilirsiniz…

       Çünkü sizler, çocuklarınıza ve ülkenize dair gelecek korkusu taşımak lüzumunu hissetmezsiniz…

       Yüreğinizi serin tutun, ama yinede “ne olur, ne olmaz” deyip gözünüzü dört açın ve:

       “Esirgemeyin kulağınızı çobanın kavalından” sözünü unutmayınız ve de insanların konuşarak anlaştıklarını da…

       Yarın nelerin olacağını Allah’tan başka kim bilebilir ki!

19.11.2020 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

AKIL MANTIK KÖR ANAHTARLA KİLİTLENİRSE…

ÖĞRETMENLER GÜNÜ

SORUNLAR YUMAĞINA DÖNDÜK…

TATMİNSİZLİK ÜSTÜNE…

10 KASIM: ÖLÜMSÜZLÜK GÜNÜMÜZDÜR…

İNSANLIĞA KATKI DA NE DEMEK?

HALİMİZE AHVALİMİZE DAİR YÜZEYSEL BİR DEĞERLENDİRME

GÖZLER DE KONUŞUR, ANLAYANA!

Yarın, Sonsuza Dek 29 EKİM 1923: EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR.