20 Ekim 2020 Salı
YA HEM CAHİL, HEM KORKAKSA!

YA HEM CAHİL, HEM KORKAKSA!

         Cahili severim…

         Hele de cehaletinin bilincinde olan cahili…

         Hele de hele, cehaletini ve bilgisizliğini gidermek için çabalayanları…

         Tecrübe-deneyim, akıl-fikir ve bilgi-görgü sahibi olarak gördükleri-bildikleri insanlardan yardım ve destek isteyenleri daha çok severim; takdir eder, saygı duyarım…

         Çünkü onlar, ‘’bilmemenin değil, öğrenmemenin ayıp olduğunu’’ bilirler…

         Öğrenmek ve bilmedikleri konularda fikir sahibi olmak hususunda meraklı ve isteklidirler…

         Okumak, bilmek-öğrenmek ve anlamak isterler…

         Ve de kendilerine bir kelime öğretenin kölesi olmaya razıdırlar.

         XXX

Düşündünüz mü hiç, bilir misiniz kulak niçin vardır?

Ağız için…

Hani şu içinde otuziki diş ile bir dil olan ve altlı-üstlü dudak ile açılıp kapanan organ…

Yani...

Derdimizi, meramımızı anlatmak, şarkı-türkü çağırmak, iyi-kötü anlaşmak için konuşmamızı sağlayan organ.

Peki, kulak nedir?

Duymak, işitmek, ‘anlam yüklü ve manidar, kime ya da neye aitse ve de ‘her neye özgüyse’ sesleri anlamamızı sağlayan organ.

Şimdi soralım:

İnsanda kulak olamasa ağız kime seslenecek; sesini nereye ve hangi tarafa duyuracak?

Ya da, başka bir deyişle, ‘cahil olmazsa âlim kime hitap edecek?’

Yani ve de demek ki;

Ağız konuşacak, kulak dinleyecek!

Cemaat da ‘’Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul-zurna az’’ diyecek.

XXX

Gelelim korkuya ve korkaklığa…

Korku nedir?

Cesaret noksanlığı…

Bilinç noksanlığı…

Hatta ve hatta özgürlük ve onur noksanlığı…

Korkaklık, cahile özgüdür…

Cahil, gecenin karanlığından korkar gibi aydınlık ve gelecek mutlu, huzurlu, emniyetli, eşitçi ve özgür fikirlerden korkar…

Karnı tok, sırtı pek; çiçekli ve çocuklu yarınlardan da…

Kendinden başkasını sevmekten korkar…

Düşüncelerini ve duygularını açığa vurmaktan da…

Bir basit hata yapıp dışlanmaktan da; yatırım yapmaktan da korkar; dişli ya da dişsiz Rakipten de…

Çünkü bu tür korkaklıklar, hem sosyal, hem mesleki çıkara (menfaate, kişisel bitergelere) indeksli korkular ve korkaklıklardır…

Ve bu tür korkaklıkların bariz göstergesi, insanın irade ve mantığını kontrol altında tutamaması; kişiliğini pazara çıkarmasıdır ki; korkak kişilik göstergesi bir güçlünün kulluğuna prangalanmaktır…

Yani, kapı kulluğu ya da at uşaklığı ile orantılıdır…

Çünkü korku, bir kişilik(siz)lik ve menfaat hastalığıdır.

Kişinin kendi işinde, mesleğinin icaplarını yerine getirmemesi; kendi işi ve mesleği ile ilgili konularda, girişimlerde ve amaçlanan hedeflerde tehditlere maruz kalmaktan korkması, eleştirilere meydan vermek istememesi; yani, ‘’ya katırcı kervanlarını ürkütürsem’’ psikozu yaşaması, ya da ‘’ya başarısız olursam’’ duygusu taşımasıdır; bireysellikten toplumsallığa korku yüklü olmasıdır, korkaklık…

Düşüncesini, fikrini özgürce söyleyince, yazınca; seçilmişlerden ve daha ziyade nemalandıkları kişilerden papara yeme ya da nafakalarının kesilme olasılığından korkmak; yani, midesinden bağlı olmak!

İşte, ‘bırakınız yüzde birlik saygı göstermeyi’ yüzde yüz oranında sevmediklerim, sevemediklerim bunlardır; hem cahil, hem korkak olanlar.

XXX

Pekiiiii…

Ya hem cahil, hem korkak, hem de bencil ise!

Ya hem cahil, hem korkak, hem bencil, hem de riyakâr ise!

Ya hem cahil, hem korkak, hem bencil, hem riyakâr, hem de vefasız ve saygısız ise!

Ya hem cahil, hem korkak, hem bencil, hem riyakâr, hem vefasız, hem saygısız, hem de iş bilmez ve tembel ise!

Ya kendini beğenmiş biriyse ve özellikle de ‘’hem kel, hem de fodul’’ ise…

Ve üstelik günlük çıkarları peşinde koşan ve ‘’benden sonra tufan’’ diyen biriyse…

Lopçu bir asalak, aç gözlü bir yağmacı-talancı, hırsız ve üçkâğıtçı ise? Yoz-yobaz, uymaca akıllı ve hurafe meftunu bir ahmak, bir salak, bir dangalak ise!

Yağmur nereye yağıyorsa toprağını oraya taşıyan; her bir köprüden geçmek için dayı diyecek bir ayı arıyorsa…

İnsan kılıklı mahlûk da odur, insanlığın yüz karası da… Yalancı da odur, dedikoducu da… Aldatan da odur, her türlü desise de ondadır…

‘Genel manada’ sorumsuz da odur, sorunların müsebbibi de odur…

Hadi geliniz de seviniz, sayınız; ‘belki, çağdaş manada adam olur!’ diye eğitmeye çalışınız, destek olunuz, arka çıkınız, yardım eli uzatınız…

Mangal kadar yürek taşıyor olsanız da…

Bence nafile!

17.09.2020 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

KİMSE YOĞURDUM EKŞİ DEMEZ…

TERİMLER, KAVRAMLAR VE ATASÖZLERİMİZ

BİZE ÖZGÜ TARTIŞMA SEVİYESİ

DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR!

DEMEK MÜSEBBİMİZ ATATÜRK DEVRİMLERİ TRAVMASIYMIŞ

BİRAZ SERİNLEMEK İSTER MİSİNİZ?

DİKENLİ DİKENSİ BİR GÜLDESTE

BİRKAÇ KONUDA SORUMLU VE SORUMSUZLUK ÖRNEĞİ -1

GAZİANTEP ile NİZİP Olarak: NE VERİYORUZ, NE ALIYORUZ?