23 Eylül 2021 Perşembe
YETER DE YETERLİLİK VARDIR…

YETER DE YETERLİLİK VARDIR…

Mevkisi, makamı, konumu (sürüp giden bir durumu), malı mülkü, nesi var, nesi yoksa , “yeter” demeyi bilmelidir, insan…

Dünya malı ve nimetleri hususunda -muhakkak ki- her insan doyumsuzdur ama yarar içeren her şeyin azı karar, çoğu da zarardır…

Mevki ve makam koltuğu vazgeçilmez bir ayrıcalık olsa da… Dünya mal ve mülkü -inanınız ki- bugün vardır, yarın yoktur; bir deprem de, bir sel baskınında; bir yanardağ, bir doğalgaz patlamasında elinizde bulunanların çoktan da çoğu yitip, bitip gider…

Aklınıza ne gelirse dünde olan bugünü yansır ve de yarınlara taşınır; olumlu olanlar da, olumsuzluklar da…

Ev misafirliklerinde bile -ana baba, dede nine olsalar da- döşek (minder) çürütenler bir müddet sonra gözden düşerler…

Devletin kurumlarına çöreklenenler de mevki ve makamları babalarının tapulu mülkleri sanırlar ki ölünceye kadar o makamı bırakmak istemezler; koltuk kadife, yumuşak mı yumuşak…

Siyaseten atanmışların çoktan da çoğu -hemen her gün- kimse yerimi ve makamımı kapmasınlar diye -üstlerini görünce- 40 takla atarlar ama baştakinin sallaması ile neticede yine başa dönerleri oynarlar; o kurumdan bu kuruma, bu kurumdan da şu kuruma giderler; iştigal alanları olsun olmasın…

Devlet kurumları içindeki tüm memurlar işini doğru dürüst ve düzgün yapmak, iktidar partisinin bir dediğini iki yapmamak demektir…

Ya rezillik ya vezirlik…

Ya tam biat ya sürgün…

Kollama ve sahiplenme karşılıklıdır; ben iktidar partisi olarak yonttukça yontacağım, sen de kırıntılarını ve talaşlarını toplayacaksın ve bu ittifakın adı “alan razı veren razı” olacak…

Üstelikle de bir dünyaya borcun varken “yağma Hasanın böreğine” kalkınma deyip, ekonomik büyümeden bahsedeceksin…

Toplumsal manada huzur, refah ve sağlık dediğin nedir ki? Bir tas sıcak çorba bir de gülen yüz değil mi?

Asgari ücretlilerden biraz hallice olan yandaşların, ekonomik seviyenden ötürü seni ha bire pohpohlayacaklar; bir öğünlük nafaka için…

Şu kesindir ki, artık tek kişi saltanatında yasalar değil keyfilikler geçerlidir…

Keyfiyet sınırları yasaların ve teamüllerin üstüne çıkarsa, hiç kuşkunuz olmasın ki, suç ve ceza dengemiz bozulur…

Hâlâ şu gün için dahi ülkemizin kurucusu ve kurtarıcısı olan Mustafa Kemal Atatürk ile Kuvayı milli güçlerimizin “şehitlerimizin ve gazilerimizin” kemiklerini ha bire sızlamakta olan şer güçler var ve örgütlüler… İstiyorlar ki, anayasal düzen, demokratik cumhuriyet, hukukun üstünlüğü ve laiklik toptan kalksın, şeriat ilan edilsin, isteyenler var…

Yazık ki yazık!

Tarihi kişiliklerimize iftiralar atan, “ne yapmışlar ki” deyip aşağılamak isteyen İngiliz ajanlığı yapan -Emevi artığı- şeriat yanlısı din adamları var… Bu cennet mekân ülkemizi ekonomik manada çölleştirmek, kültürel manada da cahilleştirmek isteyen yoz ve yobaz taifesi var, hem de çoktan da çok ve de örgütlü olarak…

Varın gerisini siz düşünün!

Üretimsizliğimiz Afrika kabileleriyle rekabette…

Sanayi tesislerimiz, bacası tüten fabrikalarımız ha bire kapanırken yerlerine ise ha bire çok minareli camiler yapılıyor…

Sanırsınız ki üretim ve imalat camilerde yapılıyor… Abdesti su ile de toprak ile de alır ve namazı da nerede istersen orada kılarsın; imam şartı ve cami şartı diye bir şart da yoktur ve olamaz da…

Ama üretimsizlik olmazsa olmazlarımızdandır…

Ve insan olmanın şartlarından biri de sosyoekonomik, sosyopolitik ve sosyokültürel konuların çoktan da çoğunda olumsuzluklarla cebelleşiyoruz; hem gelir gider dengemizi sabit bir seviyede tutmak için, hem hukuksal hem de yaşamsal manada akrobatlar gibi dört dönüyoruz…

Hırsızımız -her dem- vardı ama şu son yıllarda çoktan da çok oldu… Cinayet işleme suçun da rekora koşuyor… Cinsel cinayetler de dünya rekoru bizde gibi… Birçok gencimizin uyuşturucu müptelası olmuş… Uluslar arası kaçakçılıkta, üçkâğıtçılıkta, dolandırıcılıkta ve hatta trafik suçlarında dahi kat be kat arttıkça artıyor; olumsuzluklarımız…

“Yargı bağımsızlığımız şaibe altında” diyenler var… “Yazı tura ile aklananlar var” deniyor ya da “benden olan ballıca, elleri kınalıca” olanlar var…

Önceleri, “onlar aya, bizler yaya” idik ama şimdilerde -küçüğünden büyüğüne- tüm gelişmiş devletler bizi baya kıskanıyorlarmış, iktidar yanlısı gazetelere ve tv’lere göre…

Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yarınsızlık gün be gün artarken özgürlük alanlarımız daraldıkça daralıyor…

Yargı bağımsızlığı -hâlâ- var ama -azdan çoğa da olsa- öğretim sınavlarında olsun, iş ve işçi kurumu müracaatlarında olsun, torpil kokusu tütüyor mu, tütmüyor mu, bilemem?

Bence şu gün için bildiğim tek gerçek; “benden olan ballıca, elleri kınalıca” politikasıdır ki, “çevir kazı yanmasın” da buna uyar, diyorum…

3.06.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

İNSANLIK ZOR ZANAATTIR…

HALİMİZE AHVALİMİZE DAİR…

BİZDE TÜRLÜ ÇEŞİTLİ BABA VARDIR…

BENİM ÜLKEMDE HERKES HERŞEYİ UZMANINDAN İYİ BİLİR…

DOĞAL ÇEVREMİZE SAHİP ÇIKIYOR MUYUZ?

BİR DÜNYADA EŞİMİZ BENZERİMİZ YOK!

EKONOMİ TOPLUMUN AYNASIDIR…

BİRAZ SORGULAMAYA NE DERSİNİZ?

GİDİŞAT HANGİ MİNVAL ÜZERİNEDİR?