27 Temmuz 2021 Salı
BENİM ÜLKEMDE HERKES HERŞEYİ UZMANINDAN İYİ BİLİR…

BENİM ÜLKEMDE HERKES HERŞEYİ UZMANINDAN İYİ BİLİR…

Benim ülkemde, sanırsınız  -7’den 77’ye- ülke nüfusunun %99’u allame-i cihandır…

Her şeyi bilir… İster kulaktan dolma, ister bir iki gazete manşetinde ya da bir politik şahsiyetin ayaküstü konuşmasından,  ya da bir tv’nin haber konusuna takılınca, zembereği bozulmuş saat gibi önce dişi kilitlenir… Sonra da işi gücü bırakır, olumlu ya da olumsuz manada illaki bir görüş öne sürmek lüzumunu hisseder, çünkü beyin dağarcığında -azdan çoğa- bir tespiti, bir görüsü ve bir önerisi vardır; olumlu da olsa olumsuz da…

Neredeyse herkes uzman tavırları içinde bir şeyler söyler mi, söyler!

Tıp okumamıştır ama ver eline kasap bıçağını girsin ameliyathaneye hem kessin, hem biçsin, hem de diksin… Mimar ya da inşaat mühendisi değildir ama istinat duvarının ne işe yaradığını ya da kot seviyesinin önemini mühendislik fakültelerinde okuyanlardan daha doğru bilir mi, bilir…

Kahvehaneler de ve gazinolar da binbir türlü paralı kumar oyunlarında uzmanlaşmış kişi ve topluluklar vardır; günlüğü geçin dakikalık döviz kurunun yüzde kaç yükselip ya da yüzde kaç düşeceğini borsa uzmanından iyi bilirler…

Çoğunun cebinde bırakınız Dolar’ı, Euro’yu TL bile yoktur ama döviz ile içli dışlı olan borsacılara bile ahkâm kesecek kadar -ayaküstü- bilgilendirme verebilenler gördüm ben; döviz kurlarının akıbetini bir iki ay önceden sana söyleyenleri de… Altın da urup da tuttu mu tuttu; yok tutmadı dış güçler devreye girer mi girer…

İnsan sarrafı olan dostlarım vardır; yabancı birine alıcı bir gözle bakarak ipli mi ipsiz mi, paralı mı parasız mı, olduğunu dakika geçmesiz anlarlar… 

İşsiz mi, güçsüz mü, dolandırıcı mı, ahlaklı mı, ahlaksız mı, mağdur mu, suçlu mu, evli mi, evsiz mi türünden beyin makinesiyle -anında- şipşak resmini çeker, teşhisi kor; sağlama sağlam, çürüğe çürük; sağlık komisyonu raporundan daha tutarlı olduğuna dair ben iddiaya girerim…

Sen (normal insan) şike nedir bilmezsin ama öyle şikeciler var ki her konuda iddialaşırlar; tapu senetleri de hazır; kimi bire on kor, kimi bire bin… Şans oyunlarında bile kolay kolay kaybetmezler; çünkü tüyocuları vardır; en azından son iki ya da üç rakamı garantilemişlerdir…

Çevremdeki insanlara bakınca ve baktıklarımın kariyerleri ile kendimi mukayese edince ister istemez anlıyorum ki herkes allame-i cihan olmuş, “bir ben kör fehim kalmışım” diyebilirim…

Tabii ki o kadar çok âlimin ve filozofun arasında ben kendimi naçar kalmış; ağzım var dilim yok gibi hissederim…

Kurnaz fikirli -Hin, Cin türünden- insanlarımız vardır; çoktan da çok!

Üfürükçüler ellerini su dökemez; hele bir üfürsünler de gör; uzaya nasıl gidilir miş anlarsın…

Ütopya onlardadır… Hayal güçlerine Jules Verne bile ulaşamaz… Beşik sallama manileri bile operalıktır…

Nazım Hikmetin dediği gibi: “Topraktan öğrenip kitapsız bilendir. Hoca Nasrettin gibi ağlayan, Bayburtlu Zihni gibi gülendir.

Âlim insanımız çoktur ama cahilimiz de pek yoktur…

Sor, caddede, sokakta ya da kaldırım kenarlarında tezgâh açmış seyyar arabasında mevsimlik üç beş kalem taze sebze ve meyve satan satıcıya ülke ekonomisinin gidişatını -olumlu ya da olumsuz manada- uzman bir ekonomist gibi anlatır… Sanırsınız ki iktisat mezunudur…

Ciddiyet içeren iki üç tv kanallarının akşam ve sabah haberlerini kaçırmazlar…

Gazete kitap pek okumazlar ama birinin elinde bir kitap gördüklerinde, “konusu ne, bana biraz anlatır mısın?” derler ve de anlatılanı beyin dağarcıklarına kazır, unutmazlar…

Düşününce ister istemez bir ben eğitimsiz, bir ben görgüsüz, bir ben kifayetsiz, bir ben idraksiz ve de ne dediğini, ne söylediğini ve de ne yaptığını ve ne yapacağını bilmeyenler kategorisinin baş sayfasına ben kendimi koyarım onların yanında…

Mesela… Ben bile bazen çok kez bana benzer yapıda biriyle karşılaşınca, yitik bulmuş gibi olurum…  Hele birde -konusunda uzman olan- düzgün kişilikli ve de kültür donanımlı bir tanıdığı görünce -isterim ki- benim ulaşamadığım konu ve sorunların doğruluğunu ve gerçekliğini ondan dinlemek isterim…

Kişisel meziyetler konusunda bilgi edindiğin çoktan da çok arkadaşım ve dostum vardır… Bilgi birikim konusunda ister ete ota, ister aşa ekmeğe, ister giyime ve kuşama dair -temiz ve ütülü olsa da-  aça da toka da;  kundurası cilalı ya da tabanı delik olana da yakınlaşır ve de bu da bizdenmiş der, arkalanırım… 

Zaten cebinde ya da cüzdanında parası olan da olmayan da kendini -jestleri ve mimikleri ile- belli eder… Bu tipler esnaf camekânlarına göz yalaması yaparlar; tiridine bandırıyormuş gibi…

Ben kendimi bildim bileli… Ekonomik manada A’sından Z’sine tüm siyasi iktidarlar köşeye sıkışınca, yani devlet kasasında ne var ne yok kalmayınca, bir gün petrol, bir gün de doğal gaz bulurlar ama işin tuhafı yakıta da, doğal gaza da, elektriğe de, suya da ve de aklınıza ne gelirse zam üstüne zam yaparlar…

Ekonomi ve hukuk konusunda paket üstüne yeni paketler açılır; olmadı mı, yeni bir anayasa hazırlığına girişilir…

Siyasi iktidar muhalefetin muhalif görüşlerini slogana dönüştürür; “bunları zamanında niye yapmadınız da milletimizi mağdur ettiniz” suçlamasında bulunurlar…

Di gel de çık, çıkabilirsen işin içinden… Politik durum aşure kazanı gibi…

Benim insanım bu durumsal hallere bakarak, ister istemez ağlayacağı yer de güler…

Ben, hallisinden halsizine bir bakış atınca memleketim insanlarının jest ve mimiklerinden çoktan da çok şey anlarım…

Çoktan da çoğunun geliri giderini karşılamaz… Memur emeklisi de, sigortalı işçisi de, bağ kurlusu da emekli maaşlarıyla kıt kanaat geçinirler ama tatil nelerine…

Hele de 65 yaş üstü iseniz, şu pandemi koşullarında, “oturun oturduğunuz yerde” denilir…  Tembih yiyen emeklilerimiz -doğal olarak- jest ve mimiklerinde öfke ile karışık bitkinlik vardır, umursamazlık vardır, takatsizlik vardır, amaçsızlık vardır ve burukluk…

Ki hele de hele bitmişlik, tükenmişlik vardır…

Her şeyi bilen bizim üstün zekalı, şehir meydanındaki arsasını Şehircilik ve Çevre İl Müdürlüğüne kaptırır… Devlete lazım olan devletin olur… Devlet komisyon kararıyla arsa bedelini verir… Devletin verdiği rakam daha 15 sene öncenin sivil müteahhitleri ile şu kadar milyon teklif ederlerken, devlet 5‘te 2’ye kapatmıştır… 

O çok bilen arkadaşın artık ne tapulu arsası kendinindir, ne bağı bahçesi vardır. Eline geçen para ile 2 lüks daire almıştır…

Devletin kurumu “bu arsa bana lazım” dedikten sonra akan sular bile durdur…

Devletin el attığı konularda; bu tür istimlâk konuları yandaş oyu ile değil kanun ve yasalarla yapılan elzem icraatlardır ki, dönüşümleri olmaz…

Demek ki neymiş; insan ne kadar x zeki, ne kadar uyanık ve ne kadar düşünceli olursa olsun akademik kariyerin yoksa mülküne dahi sahip çıkamazmış!   

Ve ben çok kez, dev gibi adamlar gördüm, kanun karşısında mum gibi eriyorlardı…

Ağızları hâlâ vardı da dilleri lal olmuştu…  

Çoktan da çokları laf martinleri sıkarken dizleri hizasındaki suda yüzme bilmedikleri için normal dalgalar yemiş bir kayık gibi devrilmişlerdi…

Ana fikir” derseniz; “hiç okumamış ve az gezmiş ile çok okumuş ve çok yer gezmiş bir olur mu?” derim.

Ki, alıcı bir gözle bakarsanız siz de görür ve anlarsınız çevrenizdeki insan tiplerinin ne minvalde olduklarını…

10.06.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

İNSANLIK ZOR ZANAATTIR…

HALİMİZE AHVALİMİZE DAİR…

BİZDE TÜRLÜ ÇEŞİTLİ BABA VARDIR…

DOĞAL ÇEVREMİZE SAHİP ÇIKIYOR MUYUZ?

YETER DE YETERLİLİK VARDIR…

BİR DÜNYADA EŞİMİZ BENZERİMİZ YOK!

EKONOMİ TOPLUMUN AYNASIDIR…

BİRAZ SORGULAMAYA NE DERSİNİZ?

GİDİŞAT HANGİ MİNVAL ÜZERİNEDİR?